Âşık Ali Videolar Cerit Videoları 1 Cerit Videoları 2 Cerir Videoları 3 Cerit Videoları 4 Merhum Resimleri Özel Kişi Resimleri Kaybettiklerimiz
KAYBETTİKLERİMİZ
KAYBETTİKLERİMİZ
Mustafa Berker Hatice Tekel Emine Berker Fidan Öztürk M. Küpelikılıç Teslime İğde Şükrü Demiröz Ahmet Fatma Ayak Ömer Demir Mıstık Berk Muharrem Yurtal Eşefatma Kökü Piro Ali Kekil Egili Köse Eşefatma Şahan Fatma Havuç Mehmet Kütük Feramiz Boğaz Ali Sarıaltun Halil Tekin Gavız Seyit Ömer İncecik Hasan Doğanpınar Mehmet Teker Sucu Kadir Duman Fuat Kurt Cuma Göker Şaban Güneş Eşefatma Güneş Elif Nur Tükel Kadir Berkan İğde Mahmut İğde Emine Yavuz Eyüp Derebent Zöhre Gök Zeynep Dilik İbrahim Yalçın Mustafa Kelleci Feyzullah Dönmez Ali Kurtlucan Veli Karabıyık Hacı Dinler Kazım Güler Ali Yadigar Avcı Halil Göz Beser Hacı Vıllık Yusuf Fatma Derebent Hüsne Sümen Döndü Akbaş Hortoğlu Hüseyin Eşefatma Babuççu Ramazan Sakallı Çalgın Ahmet Oruç Vizir Ali Karasu İsmail Altun Ayşe Balaban Çürük Eşe Avcı Hatice Sağlam Ali Sarıaltın Gülseren Köker Fatma Küçük Mustafa Ünal Mahmut Hüseyin Fatma Sakallı Meryem Kelleci Bahaettin Karakoç Cennet Dolgun Emine Demir Yusuf Şahan Sultan Kaya Hatice Çelik Dursun Elmas Yanık Osman Mehmet Uyan Hüsne Önaran Süleyman Danışman Mustafa Tekin Şerif Karabıyık Kıdılı Mehmet Mustafa Yiğit Zeynep Kekil (Besi) Eşefatma Resim Fatık Kuzu Fatih Güngör (şehit) Cafar Ali Vırıt (helete) Meryem İğde Elif Keklicek Süleyman Demir Seda Güney Usta Ali Onaran Ahmet Götürmen Elif Çolak Hasan Kekil Ali Temizyürek Fadime Zorkun Ayşe Çakıl Sultan Erdinç Solak İbrahim Sakar Ali Tatlı (Tekere Ali) Vakkas Küpelikılınç Ayşe Vırıt Uğur Kekil Aloca Yusuf Gök Muhammet Çokak Adem Karagöz Mehmet Kayaakay Orhan Sürmen Memiş Tekerlek Veli Çadır Sultan Çetinkaya Mustafa Çağlar Elif İğde Ayşe Yorulmaz Yusuf Kurt Hüsne Kurt Fadime Mısır Mehmet ENGİZEK Şerif Bozdere Fatih Bozdere Emine Bozdere Hatice Sakallı Karamemiş Kuş Hasan Nurhak İbrahim Zorgün Kemal Yavuz Veli Onay Durmuş Üstün (berduş) Elif Öztürk Ahmet Çolak Elif İncecik Sema Çalışkan Kuyumcu Yaşar Uyan Ümmühanı Kelleci Tosun Ali Elif Özbek Fakı Ahmet Koraycan Kırıcı Kara Ali Döş Demirci Abdullah Mehmet Göker Derviş Elif Zorkun Hacıyusuf Kekil Ayşe Ibrık Güler İsmail Küçük Mesut Canlı Mahmut Barak Onbaşı İbrahim Filiz Elif Filiz Onbaşı Hasan Hatice Filiz Ayşe Filiz Ibrık Funda Rande Fatma Karasu Hakan Tolga Yiğit Kalander Battal Şerif İğde Eşe Fatma Yaman Zeynep Tekerek
HELAL ETMESİN


HELAL ETMESİN

Hayırlı bir evlat olamaz isem,
Babam bana hakkın helal etmesin.
Ömür boyu gönlün alamaz isem,
Anam bana sütün helal etmesin.

Eğer hissedersem yorgunluğumu,
Görsünler köşeye kurulduğumu,
Şayet bilemezsem torunluğumu,
Dedem bana hakkın helal etmesin.

Öncüsü olmadım yağmurun yelin,
Kenarına varmam coşan her selin,
Yılda birkaç defa öpmezsem elin,
Nenem bana hakkın helal etmesin.

Asla kayıp etmem şu benliğimi,
Herkes anlamıştır ne dediğimi?
Eğer yapamazsam yeğenliğimi,
Dayım bana hakkın helal etmesin.

Arada bir iletişim kurmazsam,
Uzak durup hatırını sormazsam,
Haftada bir ziyarete varmazsam,
Halam bana hakkın helal etmesin.

Doğrulardan yanlışları sezersem,
Hep hısım akraba kime ne desem?
Şayet bilmeyerek onu üzersem,
Teyzem bana hakkın helal etmesin.

Yanılıpta yanlış yerde gezdimse,
Yolda giden karıncayı ezdimse,
Bilip bilmeyerek onu üzdümse,
Eşim bana hakkın helal etmesin.

İspatlayamazlar zorbalığımı,
Varsa söylesinler kabalığımı?
Uygulayamazsam babalığımı,
Oğullarım hakkın helal etmesin.

Bir defacık olsun of dedirdimse,
Muhannet gömleği giydirdim ise,
Bir lokmacık haram yedirdim ise,
Kızlarım hakkını helal etmesin.

Önemsemediysem her dediğini,
Kıymete almazsam söylediğini,
Şayet göstermezsem dedeliğimi,
Torunlarım hakkın helal etmesin.

Gül gülistan görünmeli ortalık,
Büyük olur imiş kaçan her balık,
Eğer yapamazsam kayınbabalık,
Gelinlerim hakkın helal etmesin.

Affettirrim kabahatim çok ise,
Doğru sözüm yüreklere ok ise,
Tatlı dilim güler yüzüm yok ise,
Damatlarım hakkın helal etmesin.

Akıyorum güz yağmuru seliyim,
Herkesin kanadı kolu eliyim,
Yerin almamışsa talebeliğim,
Hocalarım hakkın helal etmesin.

Sindiremiyorsam yoksulluğumu,
Yerle bir edemem şu dostluğumu,
İhmal eder isen komşuluğumu,
Mahallelim hakkın helal etmesin.

Kulağımı verdim gelen her sese,
Doğruları yanlış söyledim ise,
Ben saygıda kusur eyledim ise,
Büyüklerim hakkın helal etmesin.

Ali’m olanları çabuk sezersem,
Eşin dostun aleyhinde gezersem,
Bile, bile bir kimseyi üzersem,
Kullar bana hakkın helal etmesin.

08 Temmuz 2018
Aşık Ali Ataş

27 Ekim 2015 Salı

İlkokul Yıllarım

            İLKOKUL YILLARIM:
Yoksullukların beraberinde getirdiği huzursuzluklarla geçen çocukluk yıllarımı birazcık hatırlıyorum. Köyümüz Türkiye’nin en büyük köylerinden biriydi. Fakir bir aile olarak, mezarlık yakınlarında odası olmayan ahşap iki katlı kırk beş metre kare bir evimiz vardı. Alt katta sığırlarımız yatar üst katta on baş horanta bir arada yaşadık. On yaşıma girmiştim 1956 yılında Keziban Hatun Camii’nin yanındaki Molla Yusuf’a ait iki katlı ahşap evin bir odasında okula başladım. Evimizin ayrı bir odası yoktu. Bir kara kalem bir defter bir de silgim olurdu. Defterin yazılan sayfalarını siler günlük derslerimi yazarak okul sonuna kadar idare ederdim. Kitap konusunda arkadaşlarımdan faydalanırdım.
Özel bir ayakkabım yoktu. Ben çorabın ne olduğunu bilmedim. Ayakkabım kara lastik ya da babamın sığır derisinden yaptığı ham çarık olurdu. Sabah öğle iki öğün okula giderdim. Ben gilgil darı ekmeği yiyerek büyüdüm. Çok zaman kahvaltısız okula gittim. Eğer akşam yemeğimizden birkaç lokma kalmışsa sabahleyin onu atıştırıp okula giderdim. Giderken bir parça odun götürürdüm. Odunsuz gidildiğinde okulun kapısından geri gönderilirdim. 68 kişi erkek öğrenci bir sınıfta ders görürdük. O tarihlerde kız çocukları okula gönderilmezdi. Köyde örümcek kafalı insanlar çoktu. Kız çocuklarının okutulmasının günah olduğunu söylerlerdi.
1955/1956 yıllarında Amerika köy halkına yuvarlak teneke kutularında süt tozu dağıtırdı. Üzerinde Amerika birleşik devletleri tarafından “Türk kardeşlerimize hediyemiz” yazıyordu. O günler bol süt içerdik. Pek süte de benzemiyordu. Daha sonra okullara da verdiler. Evde su bardağı yoktu herkes okula birer tane çay bardağı götürürdük günde üç beş bardak süt içerdik. Bir müddet sonra öğretmenimiz sütü yasakladı. Köyde elektrik yoktu. Geceleri gazyağı lambası, kara lastik veya çam ışığı ile evimizi aydınlatırdık. Evimizde su yoktu. Tüm köylü suyu Keziban Hatun Camisinin önündeki Büyük Pınar’dan içerlerdi. Bakraçlarla herkes evine su taşırdı. 
Köyümüzün bir tek pınarı vardı. Evlerde suyun olmadığı gibi okulumuzda da su yoktu. Teneffüse çıktığımızda su içmek için okula yakın evlere koşardık. Evlerde su olmadığı zaman okula 300 metre uzaktaki pınara koşarak gider suyumuzu içer nefes nefese okula dönerdik. Derse geç kaldığımızda vay başımıza gelenler. Öğretmenimiz yarım saat sınıfın bir köşesinde tek ayaküstü dineldirdi. Kışın soğuğunda döşümüzü açtırarak yirmi
Dakika buz gibi karın üzerinde yatırırdı. Ben bunları hep yaşadım. Ve böyle ilkokul okudum. Bu yazıyı neden yazdınız derseniz yedi Mart 2013 günü İstiklal Mahallesi merkez ilkokuluna bir öğretmen arkadaşımı ziyaret için gidiyordum. Okulun bahçesindeki çeşmelerden su içen bir kaç öğrenci gördüm. Aynı okulda okuduğum öğrencilik yıllarım aklıma geldi. Vay be dedim. “Bizim zamanımıza bak şimdiki zamana bak.” dedim ve duygulandım. Görüyorum ki şimdi okullar pırıl, pırıl, öğrencilerin odun götürme sıkıntıları yok, elbise ayakkabı ve kahvaltı sıkıntıları yok. Komşu evlere veya pınara koşup su içme sıkıntıları yok. Okulda soba yakma sıkıntıları hiç yok. Her şeyleri dört dörtlük bizler çıra ışığında ders çalışırken şimdi okul da ev de her yer de elektrikler ışıl, ışıl yanmaktadır. Okulun lavabolarında sabunlar hazır.
Ellerin yıkanıp kurulanması için peçeteler hazır. Bırakın lavabolara sabun koymayı anamız evimizde çamaşır yıkamaya sabun bulamazdı. Çamaşırı meşe külü ile yıkardı. Tüm aileler böyleydi. Şimdiki öğrenciler çok şanslılar. Ayrıca şimdiki öğrencilerimizde okuma hevesi çok her öğrenci okuma azmiyle yaşıyor. Helede belediye olduktan sonra sonra herkes okumaya yöneldi. En fakir aile de olsa çocuğum okusun bir yerlere gelebilsin diye çabalıyor. Bizim zamanımızda böyle değildi. Çocuk okumak istese aile karşı çıkardı. Aile okutsa çocuk okumazdı. O günkü ailenin tek düşüncesi çocuğu iki keçisi ile bir ineğine çoban olsun yeter. Okuyup da ne olacak derlerdi.    Aşık Ali Ataş

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder