SON DAKİKA HABER     

( ŞİİR )

İKİ ŞEYTAN TÜREDİ:

Babacığım, sana şikâyetim var
Sen ölünce iki şeytan Türedi
İkisin de çağır ifadesin al
Sülalede iki şeytan Türedi

Söyle şunlara’ da yanına gelsin
Mirasçıyı çok rahatsız etmesin
Anama’da duyur oda öğrensin
Bizim kökte iki şeytan türedi

Biri takım taşın söker kaldırır
Birisi kavgacı hemen saldırır
İnsanın Başına Bela Aldırır
Bizim kökte iki şeytan Türedi

Çekim karıştırmak, bunların işi
Bir ayak kazanmak hayali, düşü
Dünyaya tapmışlar bu iki kişi
Bizim kökte iki şeytan Türedi

Yetimlerin Tarlasını Ektiler
İkisi bir olup takım söktüler
Ordan alıp başka yere diktiler
Bizim kökte takımcılar Türedi

Cumartesi gelir bahçe sulatmaz
Bu şeytanlar beni rahat bırakmaz
Bu davaya Muhtar aza bakamaz
Bizim kökte iki şeytan Türedi

Biri yalan söyler biri destekler
Çekim kapanır mı ulan sinek’ler
Yakışır mı? Size koca İnek’ler
Bizim kökte iki şeytan Türedi

Biri gitti mahkemeyle uğraştı
Çirkef’leri geldi bana bulaştı
Bunları görünce şeytanda kaçtı
Kökümüzde iki şeytan Türedi

Gece gündüz, açığımı ararlar
Bana sinsi- sinsi plan kurarlar
Sahtesi değildir gerçek şeytanlar
Bizim kökte iki şeytan türedi

Birisi çok şeytan, bulatır suyu
Şükür biri kayıp etti duyguyu
Bana rahat uyutmazlar uykuyu
Bizim kökte iki şeytan Türedi

Şeytanlıkta bir birinden üstündür
Bacı Kardeş, senelerce küskündür
Bilenler biliyor sormayın kimdir?
Bizim kökte iki şeytan Türedi

Bilemeyiz ne söyleyip ne yapsak
Bu dünya yalandır hey iki ahmak
Gözlerin doyursun bir avuç toprak
Bizim kökte iki şeytan Türedi

Şikâyetlerimi bildirdim sana
Bu şeytanlar beni getirdi cana
Mirasını Zehir Ettiler Bana
Bizim kökte iki şeytan Türedi

Âşık Ali’m durmaz şiir’ler yazar
Bu beyler şeytanın ezberin bozar
Bunlar orda burda kuyumu kazar
Bizim kökte iki şeytan Türedi

Âşık Ali Ataş

2 Kasım 2015 Pazartesi

Benim Yaşadıklarım (07)


          Bölüm 7 
            ----------------------
            ÖLÜR DEMİŞTİ:  
            1963 yılında pamuk toplamak için annem, ben ve kardeşim üç kişi Adana’ya gitmiştik. Yanımızda Doktor lakaplı Engizek’li bir amca vardı. Bir gün rahatsızlandım. Anam “Doktor bizim Ali rahatsız. Bunu bir muayene et.” dedi. Doktor yanıma geldi. Neremin ağrıdığını sordu. “Başım ağrıyor, karnım ağrıyor.” dedim. Kulağını sırtıma koyup dinledi. “Nefes al ver.” dedi. Anama döndü. “Fadime buna ilaç yazsam da fayda vermez. Bu çocuk ölür.” dedi. Ağlamaya başladım. “Ağlasan da öleceksin, sızlasan da öleceksin.” dedi. Anam Doktor amcaya kızdı. Doktor “Hiç kızma bu çocuk ölecek. Ben gerçekleri hastamın yüzüne söylerim.” dedi. Meğerse adamın lakabı Doktor’muş. Benim gibi safları bulunca dalga geçermiş.
           -------------------------------------
           RADYO VERİCİSİ YAPTIM:
           Okuduğum kitapların birinde radyo verici devresi dikkatimi çekmişti. Bu şemayı işledim, çalıştırdım. Köyde elektrik yoktu. Altı adet yuvarlak pille çalışıyordu. Vericiyi daha da geliştirerek orta, uzun ve kısa dalgalardan yayın yapacak hale getirdim. 
         İstediğim kanaldan yayın yapmaya başladım.1982’lerde Cerit Halk’ının yüzde altmışı Öksüz Dağı’na çam dikmeye giderlerdi. Günlük kısa dalgadan bir saat müzik yayını yapardım. Herkes yayınladığım müzikleri dinlerdi. Yayınıma 2000 yılına kadar devam ettim. Birileri beni karakola şikâyet etmiş. Karakol ifademi alıp mahkemeye sevk etti. Mahkeme iki yıl sürdü. Her hangi bir suçumun olmaması nedeniyle hâkim davayı erteledi. Kanunsuz iş yaptığımın sonradan farkına vardım.  
       ---------------------------
       RÜYA GÖRDÜM:
        27 Mart 2014 Perşembe günü gördüğüm rüyayı sizlerle paylaşmak istedim. (60) yıl öncesi eski haliyle çocukluğumuzu yaşadığımız babamın ahşap evinin önünde Sayın Recep Tayip Erdoğan kıbleye dönmüş ayaktaydı. Bir adım gerisinde sessizce iki kişi duruyordu. Karanlıkta kim olduklarını bilmiyorum. Recep Tayip Erdoğan pırıl pırıl aydınlık içerisindeydi.Sol elinde mikrofon, sağ eli yanağında ezan okuyordu. Biz üç kişi başbakanın on metre ilerisinde, evimizin hayat dediğimiz bölümünde başbakanın ezanını dinliyorduk. Işığı bizleri de aydınlatıyordu. Fakat o ışık elektrik ışığı değildi. Çevre zifiri karanlıktı. Ezanı tam okuyup okumadığını hatırlamıyorum. Başbakanın ağzından çıkan ezanın son cümlesiyle uyandım.
       Sabah ezanı okunuyordu. “Hayırdır inşallah!” deyip yatağımdan kalktım. Vücudum titriyordu. Abdest aldım, iki rekât namaz kıldım. Rüyamın hayırlara vesile olmasını diledim. Ve Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimi kazandığına yorumladım.
       --------------------------------
        RÜYA GERÇEK OLDU:
        27 Kasım 2017 günü tanıdık birinden bir sandalye alıp eve götürdüm. Fakat sandalyenin ayağının döner kısmı paslanmış dönmüyordu. O gece rüyamda büyük bir salonun elektrik tamirini yapıyormuşum. Uzaktan iki arkadaş seyyar satıcı arabasıyla mısır darısı satıyorlardı. Arkadaşın birisi bana ne yaptığımı sordu. “Bir sandalye almıştım. Ayağı sabitmiş, dönmüyor.” dedim. Arkadaşın biri “Ali Abi! O sandalyenin ayağı döner” dedi. Ve üç defa aynı kelimeyi tekrarladı. O gün sabah namazından önce kalktım. Sandalyenin ayağını döndürmeye çalıştım, dönmedi. Çünkü döner kısmı tamamen paslanmıştı. Biraz ince yağ döküp beş dakika bekledim. Zorla da olsa döndürdüm. Böylece gördüğüm rüya da gerçek oldu.
         -------------------------------------
          SAÇLI SAKALLI SANDIM:
          On parmağımda on marifet birçok sanatımın olduğu gibi su tesisatçılığı yapıyordum. Bir köylümüzün evinin su tesisatını yapmaya gittim. Evin hanımı beni tanımazmış.
       İsmimi duyarmış. Orada bulunan biri “Âşık Ali hoş geldin” dediğinde hanım beyine sorar. “Âşık Ali dedikleri adam bu mu?” deyince beyi “Evet hanım. Neden sordun?” demiş. “Âşık Ali, Âşık Ali diyorlardı. Bende saçlı sakallı biri sanmıştım.” der.
        -------------------------------
       SERÇELERİNİ ALDIM:
       Eskiden köyümüze kar çok yağardı. İlkokul üçüncü sınıfa gidiyordum. Arkadaşlarım serçe düşürmek için happan kurarlardı. Okul çıkışında happana düşen serçeleri alıp,  çukuruna edip üzerini kapatıp uzaktan seyrettim. İki arkadaş geldi. “Happanlar kapalı. Serçeleri kaçırmayalım.” diye yavaşça taşı kaldırıp ellerini çukura soktular. Serçe yerine ellerine dışkı bulaştı. Kar ile ellerini yıkayıp “Bunu kim yapar?” diye kendi kendilerine konuşuyorlardı. Uzaktan seyrediyorum. “Benim yapacağımı söylediler. “Eyvah! beni yakalarlar” dedim. Yakalanmayım diye okul yolumu değiştirdim. Kışın azgın soğuklarda Zorkun Deresi’ni geçerek okula gidiyordum. Beni takip ederlermiş. Bir gün derenin kenarındaki ceviz ağaçlarının köküne saklanmışlar. Anid önüme Çıktılar.
       Bana neden suyu geçtiğimi, köprüden gitmediğimi sordular. “Burası daha yakın. Onun için buradan gelip gidiyorum.” dedim inanmadılar. “Bizim serçeleri alıp içine de edersin ha!” deyip beni dövmek istediler. İnkâr etmedim. “Ben yaptım.” dedim suçumu kabul ettim.  “Bir daha yapacak mısın? Tövbe et bakalım.” dediler.” “Tövbe olsun bir daha yapmam.” dedim. Böylece dayak yemekten kurtuldum.
       ----------------------
       SITMALI PINAR:   
       Yaz günleri insanları sıtma tutardı. Bir gün beni de sıtma tuttu, titriyordum. Hastalığın ne olduğunu bilen yoktu. Adına sıtma diyorlardı. İlaç yok, doktor yok. Sıtma hastalığının tek bir tedavisi var. O da Sıtmalı Pınar’da yıkanmaktı. Pınar Büklüce denilen yerdeydi. Anam beni bu pınara gönderdi. Soğuk suyla banyo yaptım. Gerçekten iyileştim. Sıtma tutan kişiler bu pınar da yıkanınca iyileşirlerdi. Ben bu hastalığı yaşadım. Tedavisinde Sıtmalı Pınar’da buldum.
        -----------------------------
      SIRTIMIZDA TAŞIDIK:
       Köyün yolu, arabası yoktu. Kışın kar çok yağardı. Köyde hastalanan insanlar iyileşmeyince iki ağacı sedye yapıp,İki üç metre karın içinde hastayı sırtımızda söğütlü durağına götürür  tirene bindirirdik. Pazarcık veya Narlı’ya gönderirdik. Oradan da Kahramanmaraş’a götürülürdü.O tarihlerde köyde komşuluk, dostluklar vardı. Büyüğe saygı, küçüğe sevgi, insanlarda hatır gönül vardı. Komşunun başına bir iş gelmişse onu kurtarmak için köylü seferber olurdu. Hastalar yoklanır, yoksullara yardım edilirdi. Günümüzde bunlar unutuldu. Komşuluk kalmadı. Büyüğe saygı, küçüğe sevgi kalmadı. Kimse kimsenin umurunda değil.
 -----------------------------
Devamı bölüm 8’de

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder