Bölüm (01)
ADAMIN MI? VARDI?
Lakabına Daşo
derler. Tüm çevre onu tanır. Herkesçe sayılan sevilen muhterem bir insandı Aksu
Mahallesinde ikamet ederdi. Nasrettin Hoca misali güldürür, bazen düşündürür.
Bu insan sürüyle davarının olduğu söylenir. Devamlı davar otlatarak vakit
geçirirmiş. Bir gün akşam davarı eve getirdiğinde Hanımı “bey evde tuz kalmadı”
der.“Peki, hanım yarın davarı sen otlat” Ben de Gölbaşı’na gider.” tuzu
getiririm der. Anlaşırlar sabah erkenden kalkar. Merkebine biner, Gölbaşı’na
varır. Evine ve davarlarına bir yıl yetecek tuz alır. Merkebine yükler. Yola
koyulur. Azaplı, İnekli köylerin geçer Başpınar köyüne geldiğinde merkep
yorulur. Asasıyla merkebi döverken arkadan iki asker gelir. Daşo goca askerden
çok korkarmış. Askerler “amca yazık değil mi? Dili yok, dişi yok hayvanı
dövüyorsun.” derler. Askerlere “oğlum dili de var, dişide var.” Kurnazlık
ediyor der. Askerler Daşo’ya “bir daha merkebi dövdüğünü görürsek ellerine
kelepçeyi vurur seni, karakola götürür biz de seni döveriz.” derler. “Komutan
oğlum vallah billâh bir daha dövmem.” der. Askerlerin uzaklaşmasını bekler
askerler uzaklaşınca merkebi bir daha döver. “(..diğim) demek karakolda da
adamın vardı ha!” der. Merkebi iyi bir döver hadi askerleri çağırda seni kurtarsınlar
der. 1313 doğumlu olan Daşo goca 18 Nisan 1965 tarihinde vefat eder. Kendisine
Allah’tan rahmet diliyoruz.
ARAYIN BULURSUNUZ:
İlçemizde çok
dindar beş vakit namazını kılan, güzel Kur’an okuyan Kerem Salman’ın efendi bir
kişiliğe sahipti. Bu insan bir ara kafayı üşüttü. Sağa sola saldırır. Esnafları
rahatsız eder, dükkânların, arabaların camlarını kırar. O günün Belediye
başkanı zabıtaları ile bu kişiyi Adana’ya balcalı Hastanesine gönderir.
Adana’ya varırlar Şoför Balcalı hastanesini bilmez. Birkaç kişiye sormuşsa da
kimse hastanenin Nerede olduğunu bilmez. Arabanın arka koltuğunda yatan Salman
Şoföre “Arayın, arayın ancak (..kimi) bulursunuz” der. Şoför abi bu hastaneyi
sen biliyorsun tarif ette bir an önce varalım der. Salman bana ne Şoför değil misin
bul der. Şoför birkaç çarşı sokak geçdikten sonra nihayeti hastaneyi bulur. Ve
Salman’ı hastaneye yatır dönerler.
ARDINDA NAMAZ KILINMAZ:
Yaşlı bir
amcamız her nedense Cami imamına kızar. Bu muhterem amcamız 5 vakit namazını
camide kılan biridir. Her ne sebeptense bir gün camide, cemaate döner: “Ey
cemaat bu imamın arkasında namaz kılınmaz.” der. Ve kendiside camiyi terk eder.
Namazlarını evinde kılar. Camiye alışık olan amcamız tekrar camiye gitmeye
başlar. Cemaat’tan meseleyi bilen biri sormuş “Hani sen bu imamın arkasında
namaz kılınmaz demiştin.”deyince “Ben imamın ardında kılmıyorum ki. Beş saf
geride, direğin arkasında kılıyorum.” der. Bu muhterem (2014) yılında vefat
etti. Allah rahmetine gark eylesin.
AYAKTA UYUYAN ADAM:
Yine Ceritli bir
vatandaş Merkebiyle komşu köylerden birine saman almaya gider. Saman alır,
merkebine yükler Çatalağaç yolunda. Merkep önünde kendisi arkada hem uyuyor,
hem yürüyor. Geriden bir kamyon gelir. Şoför korna çalar, duymaz. Şoför “Bu
adam sağır galiba.” der. Şoförün yanında oturan biri; “Usta bu adamı tanıyorum.
Cerit’lidir hem yürür, hem ayakta uyur” der. Adam kamyondan iner yolcunun
yanına varır. Yolcu gerçekten uyuyor. “Adam yolcuya uyan!” deyince birden
irkilir.”Yolcu sende kimsin beni korkuttun” der. “Adam Merkebi kenara çek biz
geçek sen hem uyu hem yürü” der.
ARKADAŞINA
MİSAFİR OLUR:
Mevsimlerden
kış, Adam Bir akşam arkadaşına misafir olur. Evde bira içildiğini görür. Adam
bir kaş şişe içer bana eyvallah der yoluna devam eder. Düşe kalka evin yolunu
tutar. Adam nere gittiğini bilmez yoldan dışarı çıkar bir evin süyüğünün altına
yürür Kafasını süyüge vurur. Oracığa oturur acaba bana kim vurdu diye
düşünürken biraz sonra ayıkır ben kafamı kendim süyüge vurmuşum der kalkar
yoluna devam eder. Düşe kalka eve gelir. Evin önünde ayağı kayar oraya düşer.
Oracıkta yatar uyur uyandığında üzerine yarım metre kar yağmış elbisesi
ıslanmış. Tamamen ayıkır evine çıkar. Elbiseyi değişir yatar iki gün iki gece
sonra uyanır ve bir daha da içkiyi ağzına almaz.
BAKARAK BELLLER 1:
Mehmet Kırıcı.
Lakabı Güccük. Terzilik öğrenmek ister. Fakat köyünde terzi olmadığı için
Maraş’a gider. Çarşı da gezerken bir terzi dükkânına rastlar. Güccük bu terziyi
bir müddet uzaktan seyreder. Ustanın buyur yiğit gömlek mi diktireceksin,
şalvar mı?” demesi üzerine “Bir gömlek, bir de şalvar diktireceğim.” der. Usta
“hazır var ölçünüze uyarsa verelim” der. “Yok, bana yenilerin dik” der. Usta
adamın ölçülerini alır. Şalvarı gömleği dikmeye başlar. Güccük iyice seyreder.
Usta gömlek ve şalvarı hazırlar Güccük’e teslim eder.“Sen nerelisin?” diye de
sorar. “Cerit’liyim.” der. Usta “Cerit’li olduğunu bilsem seni dükkâna
koymazdım.” der. Güccük “neden?” der. Usta “Ceritli her şeyi bakarak
bellermiş.” der. Güccük gömleğin, şalvarın parasını verir köyüne dönerken bir
de dikiş makinesi satın alır. Evinin bir odasında çalışmaya başlar. Böylece
terzi olur. İşini çok iyi yapan Mehmet Kırıcı kısa zamanda iyi bir terzi olur.
(1940) doğumlu olan Mehmet Kırıcı (2012) yılında vefat etti Allah rahmet
eylesin.
BAKARAK BELLLER: (2)
Çoban lakaplı
Hacı Kırıcı Çoban Gücüğün abisidir. Hacı her şeye kafası çalışan bir insandı.
Bir sabah kalkar Maraş’a gider. Çarşı pazar dolaşırken Sobacılar Çarşısına
girer. Soba yapan ustayı bir müddet uzaktan seyreder. Soba ustası Hacı’yı
çağırır sorar. “Buyur yiğit sobamı borumu alacaksın?” der. Hacı “Bir soba, bir
dirsek, birkaç tane de boru yaptıracağım.” der. Usta “Hazır sobamız borumuz
var.” der. Hacı “Yok bana yenilerin yap eskileri almam.” der. Usta sobayı
yapmaya başlar. Hacı dikkatle ustayı seyreder. Soba, dirsek ve borular yapılır.
Hacı bir bakmaya orada sobacılığı öğrenir. Ustanın parasın verir. Usta Hacı’ya
“sen nereliydin?” deyince. “Cerit’liyim.” der. “Bunu baştan söylesen ne vardı.
Seni dükkânıma bile koymazdım.” der. Hacı “Neden?” diye sorar. “Cerit’liler
sanatı bakarak bellermiş. Seninki soba almak değil, sobacılık öğrenmekmiş.”
der. Hacı “Bildin.” der. Usta “Al şu sobanı bir daha buralara gelme” der.
Sobasını alır ayrıca çarşıdan soba yapma malzemelerini de alır köye gelir.
Akşamdan sobacılık tezgâhını dükkânına kurar. Sabah erkenden çalışmaya başlar.
Kısa zamanda iyi bir soba ustası olur.
BANA MI SORDUN?
Öğretmen
öğrencilerinden birine “İki kere iki kaç eder?” der. Öğrenci öğretmeninin
gözüne bakar. Öğretmen “Ne bakıyorsun evladım duymadın mı? İki kere iki kaç
eder?” deyince.“Öğretmenim sen bilmiyorsun da bana mı soruyorsun?” der. Arkadaşları
gülmeye başlar.
BANA ÜRMEDİN:
Engizek’li komik adam bir gün Cerit’e gelir.
Köyde gezip dolaşırken bir arkadaşı ile karşılaşır. Konuşurlar, hoş beşten
sonra adam arkadaşına “Galiba sen beni tanıdın” deyince Arkadaşı “Tanımaz mıyım.”
der.“Peki, tanıdın da niye bana kuyruk sallamadın?” der. Arkadaşı “Ben it miyim
de sana kuyruk sallayım ayıp” der. Ve arkadaşına küser. Bir daha da
konuşmazlar.
BAYRAK SEVDALISI:
Tola, doğuştan
zihinsel özürlü mecnun biri, Köy Halk’ı tarafından sevilen bir gençtir. Kimseye
bir zararı olmaz. Esas adı Mehmet’tir. Onun lakabı Tola. Bazen öfkeli, bazen
neşeli, bazen kendi kendine konuşur, gezer. Tanıdığı her insana gülümser.
Kendisine sorulan soru ne olursa olsun “He” diye cevap verir. Başka bir şey
diyemez. Tola’nın en büyük sevdası Türk Bayrağı’na olan aşkıdır. Bir müddet
elinde Türk Bayrağı ile gezdi. Bayrakla yattı, bayrakla kalktı. Tola parayı
bilmez ve konuşamaz. Acıktığı zaman
tanıdığı insana yaklaşır, açlığını ispat etmek için midesini gösterir. O zaman
aç olduğunu herkes bilir. Bazı esnaflarımız Tola’ya paket pirinç, makarna ve
sebze verirler. Çok sevdiği esnaf Hacı
Hüseyin Kuş’a götürür yemek yapmasını ister. Hacı Hüseyin Kuş olurda Tola’yı
hiç kırar mı? Tola’nın yemeğini hazırlar. Salatasını yapar, karnını doyurur,
çayını içirir.Tola Hüseyin
Kuş’a sarılarak ayrılır. Tola zihinsel özürlü olabilir ama Bayrak
sevdalısıdır. Bu ülkede yaşayıp da Bayrağımızı yerden yere vuranlar asıl
zekâ özürlü olan o kişilerdir. Beyin özürlülere en güzel cevabı bizim Tola
vermiştir.
--------------------------
No comments:
Post a Comment