İŞTE AŞIK ALİ ATAŞ:
Âşık
Ali Ataş, 11 Temmuz 1946 tarihinde Çağlayancerit köyünde annesi ekin biçerken
tarlada dünyaya getirir. Aliyi doğumdan sonra önlüğüne sarar bir aşılak
ağacının dibine bırakır ekin biçmeye devam eder. Her nedense nüfusa 8 Şubat
1948 doğumlu olarak yazdırırlar. Annesinin adı Fatma, Babasının adı Veli’dir.
Anne-babanın okuma yazması yoktur. Ailenin beşi erkek üçü kız olmak üzere sekiz
çocuğu vardır. Ali bu geniş ailenin üçüncü çocuğudur.
AİLESİ:
Geçimini Arıcılık çiftçilik
ve hayvancılıkla sağlayan baba, Âşık Ali Ataş’ın doğduğu yıllarda yokluk ve
yoksulluk içindedir. Babası yöredeki Tabanlı aşiretinden Ataş Veli’dir. Annesi
Fatma Kızıllı aşiretinden olup Karabekir’in torunudur. Fatma Hanım 1996’da Veli
Bey 1998’de, hayatlarını kaybetmiştir. O tarihlerde köyde elektrik ve suyun
olmaması ve odası olmayan 45 metre kare bir evde on kişinin yaşamak
zorunda olması çileli bir hayatın ilk işaretleridir. Bu yoksullukla birlikte,
Ali Ataş gibi okumaya, saz çalmaya, oyuncağa, Elektroniğe meraklı bir çocuğun
ciddi sıkıntılar yaşamasına sebep olmuştur. Şimdilerde 74 yaşında olan Ali bu
gün bile gördüğüm rüyalarda babamın o çekilmez baskılarının etkisi altındayım
diyor. Ali Ataş’ın gerçek bir psikolojik hayat yaşadığı dediklerinden bellidir.
VAZ HOCASI OLMAK
İSTER:
Özellikle 1955
56 yıllarında Ramazan aylarında Kayseri’den köylerine gelen Seyit Çelik isimli
bir vaaz hocasından çok etkilenmiş. Kendisi de vaaz hocası olmaya karar verir.
Ancak bir gün camide Kur’an okurken ezberini unutur, dışarı çıktığında yaşlı
Mustafa isimli biri Ali’ye Kur’an öylemi okunur diyerek sert bir tokat atar. Ve
böylece vaazlık hevesi de sönmüştür.
EĞİTİMİ:
Ali köyde
okul olmadığı için üzeri mertek çapkı ve toprakla örtülü bir evde okula başlar.
Bu arada köy imamından dini dersler alır. Ali, ilkokulu köyünde bitirmiştir.
Ancak sonraki tahsil hayatına devam edememiştir. İlkokul 3. sınıfta resim
yapmaya başlar çok güzel resimler yaparak öğretmeninin ve arkadaşlarının beğenisini
kazanır; 4. sınıfta şiir yazmaya başlar. Ali çok marifetli biridir. Okulda
kırılan sıraları tamir eder sınıfların kırılan camlarını takar. Öğretmeni ve
arkadaşları tarafından Ali Ataş’a ‘Usta’lakabı takılır. Derslerinde
oldukça başarılı olan Ataş’ın öğretmeni Ali Asker Bey
Ali’nin okuması için. Tüm masraflarını karşılayacağını vaat eder. Ancak babası
bunu kabul etmemişlerdir. Okumamaktan dert yanan Ali Ataş bir dörtlüğünde şöyle
demiştir.
.
Felekten şimdiki aklım olsaydı,
Ben de okur
idim cahil kalmazdım.
Elden tutup yol gösteren olsaydı,
Yürür
idim yarı yolda kalmazdım.
Şiirin
devamı 3. Şiir kitabı (inanmadılar) Şiir kitabının 46. sayfasındadır.
Öğrencilik yıllarında gazete ve kitap okumayı çok seven Ali okuyacak ne gazete
ne kitap bulabilir. O tarihlerde köylerine katırlarıyla kitap satan
Darendeli insanlar gelirmiş. Kitap almaya parası olmadığı için sergide
kitapların kapak yazılarını okurmuş. Babasının kitap alacak parası
yok. Orada bulunan Salman Kurt İsimli yaşlı adam
Ali’ye; “bana baba de, sana
istediğin kitapları alırım.” deyince hiç tereddüt etmeden yaşlı Salman amcaya
baba der. Ali’ye 4 tane kitap alır. Sevinerek eve gelir. Babası evdeymiş “
kitapları nerden aldığını sorar” “Salman amcaya ‘baba’ dedim o aldı.” deyince
babası sinirlenerek sayfalarını açmadığı kitapları elinden alır kimini ateşe
atıp yakar kimini yırtar. Ve Ali’yi iyi bir döver. Hacı dayısında kitap olduğunu
biliyordu. Ağlayarak dayısına gider. Dayısı emanet birkaç kitap verir.
Korkusundan dayısı ile birlikte eve gelir.
Babası yine kitapları
elinde görünce çıldırır. “Bu defa kime baba dedin.” deyince dayısı “ Kitaplar
benim emanet verdim. Okusun sonra alırım” der. Ancak babası Ali’nin gazete
ve kitap okumasını istemeyip devamlı tarlada bağda Çalışmasını ister. Bu olay
onun okuma aşkını daha da kamçılamıştır. Daha sonraları köy muhtarı Salman
kahyadan aldığı gazeteleri büyük bir dikkatle okuyarak kendini geliştirmiştir.
Sonraları Abdurrahim Karakoç’un kitaplarıyla tanışmış. Bu şaire hayran kalmış
ve bu şairi kendisine örnek almıştır.1983–85 yıllarında Karakoç ile
iletişim halinde olmuştur. Karakoç’a ilk şiiri olan (Met etmişler üstadım)
şiirini yazar gecikmeden Karakoç’tan cevap
gelir.
.
PTT getirmiş bir mektup aldım,
Seni bana met etmişler üstadım,
Karakoç deyince düşünüp daldım,
Seni bana met etmişler üstadım. (1983)
Şiirin
devamı 1. Şiir kitabı (Çağlayancerit) isimli Kitabın 96. sayfasındadır.
Abdurrahim Karakoç’un Âşık Ali’nin yazdığı (met etmişler üstadım) adlı şiirine
verdiği cevap
.
Beni sana muhkem âşık diyenler,
Zayıf değil zorlu yalan
söylemiş,
Üç beş söz edeni âşık sayanlar,
Kaçak değil yerli yalan söylemiş. (1983)
Şiirin devamı 1.Şiir
kitabı (Çağlayancerit) isimli şiir kitabının 134. sayfasından okuyabilirsiniz.
CERİT’TE ÂŞIKLIK:
Kahramanmaraş’ın Çağlayancerit
ilçesinde şu anda Âşık Ali Ataş’la beraber bu bölgede
tanınan Âşık Mağdur Ali, var. Âşıklık geleneğini sürdürmektedirler:
Şairler Mevlüt Ozan, Mehmet Eyice, şiir
yazmaya devam etmektedirler.
ÂŞIKLIK GELENEĞİ İLE
TANIŞMASI:
Bunun için öncelikle bir sazının olması gerekmektedir. Bir yağ tenekesinden
kendine bir saz yapıp çalmaya başlamıştır. Babasının tepki göstereceğini
düşünen Âşık Ali Ataş saz çalmaya gizli, gizli başlamıştır. Âşık Ali
Ataş, kendi el becerisi ve imkânlarıyla yaptığı sazı bir süre kullanmıştır. Bu
dönemde saz çalmayı sevmiş ve ilerletmiştir. Biriktirdiği harçlıklarıyla bir
saz almış ve saz çalmada epeyce ustalaşmıştır. Köylü artık ondan
söz etmeye başlamıştır. Ancak köy sakinleri Âşık Ali’nin babasına
bu durumu adeta ihbar etmişlerdir. Bunun üzerine baba Veli Bey, Âli’nin sazını
kırmıştır. Olayın akabinde Âşık Ali evini ve köyünü terk edip gurbete gider.
Beş parasız, referans ve tanıdık olmaksızın Kahramanmaraş’a gelmiştir. Burada
onu zorlu bir süreç beklemektedir. Fakat mücadeleci yapısı ve kıvrak zekâsıyla
tüm Sorunların üstesinden gelmeyi bilmiş, hem hayat adına hem de âşıklık adına
çok büyük tecrübe kazanmıştır. Âşık Ali Ataş, Kahramanmaraş’a geldikten sonra
saray altı mahallesinde Hüseyin Bey’in işlettiği bir hana yerleşmiştir. Bir yıl
günlüğü 10 kuruşa bu handa kalmıştır.
Bu dönemde hamallık, ayakkabı boyacılığı, seyyar satıcılık ve fotoğrafçılık
yapmıştır. Sonra yazdığı şiirleri matbaada çoğaltarak satmaya başlamış ve
kazandığı paralarla bir saz satın almıştır. Ortam uygun olduğu zaman Etrafında
toplananlara saz çalıp irticalen şiir söylemeye başlamıştır. Kendini
geliştirmiş ve kendine olan güveni artmıştır. Bu dönemde birçok şair ve
âşıklarla atışmalar yapmıştır.
ALİ MARİFETLİDİR:
Ali küçük yaşlardan itibaren oyuncaklara da çok meraklıdır. Ama o
oyuncakları hazır bulmamıştır. Kendisi tenekeden kartondan tahtadan yapmıştır.
Ancak babası Veli Bey buna da karşıdır. Her defasında kendi yaptığı
oyuncaklarla oynamasına Engel olmaya çalışmıştır. Bununla kalmayıp ahşap
bisikletini, uçurtmasını, kırar, su değirmenini, bozar. Bütün bunlar Âşık Ali
üzerinde ciddi bir psikolojik baskıya dönüşmüştür. Yılmak nedir bilmeyen Ali
kendisine yeni ilgi alanları oluşturmayı her zaman başarmıştır. Bir bisiklet
dinamosuna taktığı ahşap kanatlarla rüzgârdan elektrik üretmiş. O dönemde
gazyağı lambasıyla aydınlanan evlerini ailesini elektrikle tanıştırmıştır.
Velhasıl baba Ali’yi ne kadar engellemeye çalışsa da baş edemez.
ASKERLİĞİ:
Ali, askerlik eğitimine 22 Kasım 1968’de Sivas Temeltepe’de başlamış, daha
sonra Tokat’a Tokat’tan da Erzurum Pasinler’e gitmiştir. 16 ay Pasinler’de
kalır daha sonra tüm alay Kars’ın Sarıkamış ilçesine taşınır. Sarıkamış’ta 4 ay
kalır. Askerlik görevini Sarıkamış’ta tamamlar. Askerlik görevine başladığı ilk
dönemlerden itibaren eve mektup yazarak sazını istemiş askerlik döneminde de
çalıp söylemiştir. 24 ay askerliğin ardından köyüne dönen Âşık Ali 2 yıl
Çukurovalarda çapa ve pamuk toplama işlerinde çalışır. Kendine bir iş edinmeyi
düşünen Âşık Ali radyo tamirciliğiyle ilgili dergi ve kitaplardan hareketle, 1
yıl içerisinde kendi kendine radyo tamirciliğini A - Z ye öğrenmiş, radyonun
lehim işlerini gazocaklarında demir ısıtarak yapar. Geçimini de bu işten
sağlamıştır. 1984’de köyüne elektrik gelir. Yine dergi ve kitaplardan
yararlanarak televizyon tamirciliğini de öğrenerek mesleğini geliştirmiştir.
Âşık Ali köye
gelen elektrik tesisat ustalarını izleyerek bu sistemi de öğrenmiştir. Bu
dönemde evine elektrik almak isteyenlerin tesisatlarını ek iş olarak
döşemiştir. Elektrik ve elektroniğe özel bir yeteneği olan Ali Ataş yine
dergilerden temin ettiği şemalardan köyüne bir radyo vericisi kurmuştur. Uzun
orta ve kısa dalgadan köye müzik yayını yapmaya başlamıştır. Günde bir saat
yaptığı bu yayını
1992’den
2001’e kadar devam ettirmiştir. 2001’de bir şikâyet üzerine mahkeme kararıyla
yayını durdurulmuştur. Aliye bu suçtan dolayı 13 ay hapislik 1500 tl para
cezası kesilir. Sicili olmaması nedeniyle parave hapis ceları ertelenir. Ali
seksenli yıllarda kendi dükkânı için geliştirdiği telesekreterli telefonu da
a’dan z’ye kendisi yapıp on yıl sorunsuz kullanmıştır. Hiçbir
elektrik-elektronik eğitimi almadan başardıklarıyla ilgili bilim dünyasının da
tanıyıp tanıtması gereken bir kişidir.
MAHLASI: (âşık)
Âşık Ali’nin 1967 yılında Elbistan’ın Ekinözü kasabasına gitmesi, onun için
âşıklık yolunda dönüm noktası olmuştur. Âşık Ali Ataş kendi şöhretinden
habersizdir. Ancak sağında solunda ünlü bir âşığın içmeye geldiği
konuşulmaktadır Kendisi de bu ünlü âşığı merak etmektedir. Dilden dile dolaşan
âşığın kendisi olduğunu çok geçmeden anlamıştır. Halk tarafından kahveye davet
edilmiş. Bu çapta bir ilgiyle ilk kez karşılaşmıştır. Halka şu dörtlükle
kendini tanıtmıştır:
.
Merak
edip sorarsanız
Cerit’liyim,
Efendiler
Sorup araştırırsanız
Cerit’liyim, Efendiler
Şiirin devamı 5.Şiir kitabı (Düşünüyorum)’un 57.
Sayfasındadır. Âşık Ali Ataş, Elbistan’ın
Ekinözü kasabasında gördüğü bu ilgi ve sevgiden sonra şiirlerinde Âşık
mahlasını kullanmaya başlamıştır.
ETKİLENDİĞİ ÂŞIK VE
ŞAİRLER:
Âşık Ali Ataş, Kahramanmaraşlı olması nedeniyle de dikkatini çeken Âşık
Mahsuni Şerif olmuştur. Aşığın bazı eserlerini kendi sazı kendi sesi ile
seslendirmiştir.Âşık Ali Abdurrahim Karakoç’a şiir ve mektup yazarak sürekli
iletişim halinde olmuştur. Ancak Âşık Ali son yıllarda üstadı Abdurrahim
Karakoç’la görüşememiştir. Âşık Ali her zaman üstadına olan saygısını,
Bağlılığını hem dizelerinde hem konuşmalarında ısrarla vurgulamıştır. Çünkü
Karakoç onun için vazgeçilmez bir dost, Bir ustadır ve öyle de kalacaktır.7
Haziran 2012 tarihinde hakkın rahmetine kavuşan üstadına yazdığı şiirden bir
örnek:
.
Derya seli gibi akan
ırmaktın
Acı haberinle herkesi yaktın
Bunca şairleri yetim bıraktın
Ölümün bizleri üzdü Karakoç
.
Şiirin devamı şairin 2. kitabı olan (Anlatamadım)
Kitabının 135. sayfasında yer almaktadır.
ALİ ATAŞ İNTERNETTE:
Âşık Ali, 04 Mart 2003 tarihinde bilgisayar ve internet ile tanışır. Ali Ataş kendi adına kurduğu web sayfasıyla Çağlayancerit’in tanınmasına büyük
katkıda bulunur. Şiirlerini ve ilçeyle ilgili bilgileri, gelenek ve
görenekleri,günlük, haberleri,Sayfalarında yayınlar. Bu web sitesi sayesinde
hem kendisini hem de Çağlayancerit’i çok geniş bir kitleye tanıtma imkânı
bulmuştur. Sanal âlemde birçok arkadaş ve şair dostlar edinir. Eğitimci Yazar Salim Ulu
No comments:
Post a Comment