ŞİMDİ DAHA MI RAHATIZ?
Bu günümüze kadar hayatın acı ve
tatlılarını yaşamış birisi olarak sizlerle biraz sohbet etmek istiyorum. Geçim
şartlarının eskiden daha çok zor olduğu, yokluk ve perişanlıkların bol olduğu,
piyasada paranın bulunmadığı, mazot ve benzin kuyruklarının yaşandığı
sıkıntılara rağmen insanlarımız bu günkü kadar stres ve sıkıntı içerisinde
değildi.
Bunca sıkıntılara rağmen insanlar rahat
ve huzur içindeydi. Yaşadığımız evlerin kimi kayabaşlarında, kimi yüksek
tepelerde, kimi bayır dediğimiz yamaçlarda, kimi dere kenarlarında yer alırdı.
Altmış santim kalınlığında taş duvarları harcı ise çamurdu. Bu evlerin kimi
otuz metrekare, kimi kırk metrekare, genişliğinde odasız, penceresiz tuvaletsiz,
banyosuz, sobasız evlerdi. Evin bir köşesinde ocaklık olurdu ocakta iri odunlar
yakardık başına çevrilir ısınmaya çalışırdık. İç duvarları çamur saman
karışımıyla sıvası yapılırdı. Her evin içinde kurnası yani başköşesi, selamlık tahtası
ve kucaklık olurdu.
Bu evlerin üzeri mertek çapkı ve toprak
ile örtülüydü. Huzur içinde yaşadık. Günümüzde de bu tür evler mevcut olsa da
şimdilerde tuvaleti banyosu büyük pencereleri mevcuttur. Tüm aile otuz
metrekare evde anne baba aynı yerde; biz çocuklar üçümüz beşimiz bir yorgan
altında üşümeyelim diye birbirimize sarılarak uyurduk. Döşeğimiz, terzi
kırıntıları, yorganımız, çiğitli pamuk, yastığımızsa mısır kabuğu idi. Ben
böyle yaşadım, böyle büyüdüm. Amma huzur içindeydik çok rahattık.
Yıllar evveli dört mevsimi doya,
doya yaşıyorduk. Şimdi bakıyoruz Temmuz’da bir kar, bir fırtına, havalar aniden
bozuluyor memleket toz duman içinde. Bir bakıyorsunuz kışın ortasında Temmuz
sıcakları yaşanıyor. Ağaçlar zamansız yeşeriyor çiçek açıyor. Mevsimler allak
bullak oldu. Dünyanın dengesi bozuldu. Şimdi daha mı rahatız? Sözlerime konuyla ilgili bir dörtlük ile
devam etmek istiyorum.
.
Tabiat tamamen
değişti bu yaz,
Bir hastalık geldi
kurudu kiraz,
Kuşburnu kızarmaz
şeftali beyaz,
Sebzenin meyvenin
tadı yok bu yıl.
.
Şiirin devamı (Anlatamadım) adlı şiir kitabımın 123.
sayfasındadır. Amerika devamlı Müslüman avında.Nerde bir Müslüman devlet var
gidip karıştırıyor halkları birbirine düşürüp kendisi uzaktan seyrediyor. Müslümanlar
başlıyor bir birini öldürmeye dünyada neyi bölüşemiyorlar birbirlerin yiyip
bitiriyorlar. Soruyorum size şimdi daha mı rahatız? Amerikanın ekmeğine yağ
sürmüş olmuyorlar mı? Bakıyorum Ermeni’sinde Hıristiyan’ında kıpırtı yok. Herkes
huzur içinde yaşıyorlar. Biz Türkiye olarak ateş çemberi içinde yaşıyoruz.
Savaşa girmemizi bekleyenler var. Dış güçler zaten düşman ama içerdeki iş
birlikçilerine ne demeli? Aslında Türk’üyle
Kürt’üyle, Laz’ıyla Çerkez’iyle Ermeni’siyle kenetlenmişiz. Böyle olmak
zorundayız. Türkiye son kaledir Türkiye yıkılırsa tüm Müslümanlık yok olur.
Eskiden köyümüzde hasta olmazdı. Kışın
insanlar arada bir grip olurdu. Bu hastalığın ilacı belliydi. Tarhanayı bir
tavada kaynatıp içerisine bir avuç kırmızıbiber karıştırarak ağaç kaşıklarla içilir
yorgan kafaya çekilip iyi bir terlerdik sabahleyin dinç olarak uyanırdık. Grip
haricinde köyümüzde hiçbir hastalık olmazdı. Az da olsa sıtmayla göz ağrısıyla
karşılaşırdık. Geçmiş tarihlerde köyün yolu ve arabası yoktu. Köyde kış
şartları çok ağır geçerdi. Üç veya dört metre kar yağardı. Biz bu kış
şartlarında da huzurluyduk.
Köyde ağır bir hasta olduğunda komşular
toplanır iki ağaçtan sedye bağlar hastayı sedyeyle omzumuza alıp kilometrelerce
kar tepeleyerek söğütlü durağına götürürdük. Eskiden ekinlerimize,
meyvelerimize, sebze bahçelerimize gübre atmazdık. Genelde hayvan zibili
kullanırdık. Herkesin evinde kendine yetecek buğdayı, arpası, nohudu olurdu.
Kimse zahire satın almazdı. Her aile güzden evinin unun bulgurun her türlü
yiyeceğini istif ederlerdi. Şimdi birçok ailede bu tür hazırlıklar tarihe
karıştı. Herkes günlük alıp günlük yiyor.
Köyde bakkalda pek toktu olanlarda da kırmızı
şeker ve helvadan başka yiyecek olmazdı. Köyde manav yoktu sebzeyi meyveyi
mevsiminde yerdik. O günün insanları daha sağlıklı ve huzurluydu.
Bağımızda, bahçemizde, tarlamızda yetiştirir her şeyin doğalını yerdik. Köyde
motorlu araç yok iken herkesin kapısında yükünü taşıyacak merkebi, katırı
olurdu. Evin yükünü onlar taşır, odununu dağdan onlar getirirdi. Kapısında
merkebi olmayan aile pek az bulunurdu. Bazı
evlerin ineği ve öküzleri olurdu tarlasını öküzlerle kara sabanla sürer ekinin
ekerdi.
Köyde elektrik yoktu geceleri gazyağı,
çıra, lastik kırıntıları yakarak evimizi aydınlatırdık. O günün şartlarına
rağmen o günler çok huzurluyduk. Komşu komşusuna karşı küçük büyüğüne
karşı saygılıydı. Günümüz insanlarında saygıdan sevgiden eser kalmadı. Biz
çocukluğumuzda büyüklerimizin önünden
Geçemezdik.
Anne baba bizi öyle yetiştirirdi. Büyüklerin önü geçilmez derlerdi. Şimdi üç
yaşındaki çocuk altmış yaşındaki insanı ismiyle çağırıyor.
Köyde bir kişi hastalansa herkes onu
yoklamaya gider halin hatırın sorardı. Bu zamanda ise bırak hasta yoklamayı
biri yanımızda rahatsızlansa yüzümüzü çevirip gidiyoruz. Şimdi daha mı rahatız?
Komşuluklar, dostluklar, arkadaşlıklar
daha sıkı daha güzeldi. Komşu bir birlerine varır gelir, sohbetler edilirdi.
Şimdilerde pek kimse kimsenin evine gitmiyor. Tırnağı olan kendi başını
kaşıyor. Eskiye göre insanların şimdi daha varlıklı daha zengin olmasına rağmen
herkes stres ve sıkıntı içerisindeler, Bizler akşama kadar tarlamızda bağımızda
bahçemizde çalışır, akşam eve geldiğimizde yemeğimizi yer ardından dağdan
topladığımız çayı tavada kaynatır, pekmez ile içerdik. Çaydanlığı ve şekeri
bilmezdik. Annemiz gecenin saat üçünde kalkar hamuru yoğurur taze, taze gilgil
darı ekmeği yapardı.
Deri çökeliğini dürüm eder pekmez
şerbeti ile kahvaltı ederdik. Öğünlerde kuru pilav, dövme, tarhana çorbası,
sümüt köftesi mercimek köftesi gibi yiyecekler yerdik. Günümüzde de aynı
yemekleri yiyoruz fakat o günkü lezzeti ve tadı bulamıyoruz.
Şimdiki gibi soframızda tereyağı, bal,
peynir, zeytin, çay, somun gibi yiyecekleri rüyamızda bile göremezdik. Bu
olumsuzluklara yokluklara rağmen sağlıklı ve daha huzurluyduk. Eskiden
köyümüzde radyo, televizyon yoktu. Yıllarca dünyadan habersiz ve huzurlu
yaşadık. Alo denen şey hiç yoktu yinede huzurluyduk. Bir yere bir haber
gidecekse bir tanıdık gönderilirdi. Aloların rahatlığı yüzünden evimizin bir
odasından diğer odasına gitmeye bile erinir olduk. Rahatlığa alıştık
hantallaştık göbeklerimiz büyüdü. Her işimizi alo ile hallediyoruz. Zamanında
köyde bir ailede büyük bataryalı bir radyo vardı. Damın üzerine on beş metre
bakır kaplo çekilir bir ucu bakır tele diğer ucunu radyoya takarlar öyle radyo
dinlerdik.
BİZİM RADYO:
1959 yılında “Bizim radyo” diye bir radyo
yayını vardı. Nerden yayın yaptığı bilinmiyordu. Akşamları saat 20.30’da
sabahları 08’de günlük yarım saat haber verirdi. Bu radyo Türkiye’nin hakkında
ve zamanın hükümeti rahmetli Adnan Menderes’in hakkında dedikodular yapıp
hükümete karşı tehditler savururdu.“Şu kadar ömrünüz kaldı yakında
biteceksiniz.” Gibi sözler ederdi. Sonunda bizim radyonun dedikleri olmuştu.
Çok sürmedi 1960 yılında ihtilal oldu. Adnan Menderes’i ve üç bakanıyla
birlikte on yedi Eylül 1961 tarihinde idam ettiler. Âşık Ali Ataş
No comments:
Post a Comment