Bölüm (02)
BEDDUA ALMIŞ:
Cerit
gençleri eskiden Cuma geceleri evlerin bacalarından torba salındırırlar. Hane
sahibi torbaya bastık, sucuk, ceviz, tarhana ve meyve gibi Yiyecekler koyar.
Bacada bekleyen gençler torbayı yukarı çeker. Torbadaki yiyecekleri kendi
aralarında paylaşır yerler. Mahalle evlerinin bacaları tek tek gezilir. Yine
bir evin bacasına gelip torbayı salındırırlar. Baba çocuklara “Siz bunları
oyalayın, ben geliyorum.” der. Ve ağıla iner. Bir tepsi davar zibili getirir.
Torbanın içine koyar, torbayı yukarı çekerler. Torbanın içi davar zibili dolu.
Bacaya eğilerek “Allah senin iki gözünü alsın” derler. “Torbaya koyduğun zibil
senin ağzına burnuna dola.” derler. Bu sözleri duyan adam yaptığına pişman
olur. Acele dışarı çıkar. Ev iki katlıdır. 0n saniye içinde evin etrafını
dolaşır. Damdan ne inen ne çıkan var, çevrede kimse yok. Adam şaşırır.
Yüksek sesle
“Kimsiniz Nerdesiniz? Gelin, yaptığıma pişman oldum. İsteğinizi fazlasıyla
vereyim de halelleşelim.” der. Çağrılarına cevap alamaz. O kişiler çoktan
kaybolmuşlar. Birkaç yıl içinde adamın iki gözü görmez olur. Doktora
götürürler, meseleyi anlatırlar. Doktor şaşırır, “Olmaz öyle şey. Kimmiş o
adamlar bedduadan adam kör olur mu?” der. Göz damarları kurumuş buna çare yok.
Böyle yaşamaya alışacak.” der. Adam üç beş yıl böyle yaşadı. Bir gün sabah
namazına kalktığında dışarı lavaboya giderken hangi yöne gittiğini bilmez
kapıdan aşağı ağıla düşer. Çırpınarak davarın zibiline karışır. Ağzı burnu
zibil dolar. Oracıkta hayatını kaybeder. Aile; “Bacamıza torba salındıran
kişilerin bedduası tuttu.” derler. Sevgili okuyucular, siz bunu bir hikâye
sanmayın. Kimsenin bedduasın almayın. Mahallenin birinde yaşanmış gerçek bir
olaydır.
BEN DE SİZE EDERİM:
Derviş Ali Aksu’da misafir sahibi sayılan
sevilen birazda saf muhterem bir insandır. Bayan hâkim Maraş’tan bir vatandaşın
arazi keşfine gelir, keşfini yapar. Derviş Ali’nin evine misafir olur. Yiyip içtikten sonra hâkim hanım “Ali amca
her şey için teşekkür ederiz.” der. Ali amca “Kızım ben de size ederim, ben de
size ederim.” diye tekrarlar. Hâkim şaşırır. Etrafındakilere bakarak “Bu
amcamız ne demek istedi.” der. Orada bulunanlardan “Efendim sizin ettiğiniz
teşekkürün karşılığına kendisi de teşekkür etmek istedi.” derler. Çok muhterem
sayılan sevilen misafir sahibi bir şahsiyetti.
BEN DE SİZE KURBANIM:
Adamın lakabı
Ateş ismi Veli’dir. Kışın evlerde su olmadığı için sığırlarını sulamaya pınara
götürür. Pınarın Yakınında çul çuval dokuyan iki bayan üşümüşler birinin adı
Fadime’dir. Çardakta ekmek sacının üzerine ateş yakıp ısınıyorlarmış. O kadar
üşümüşler ki Kadınlar “Uy ateş kurbanım sana.” “Hissemiz kadar ne bu dünyada,
vaz geçeriz ne öbür dünyada senden vazgeçmeyiz.” derler. Bunu duyan ateş Veli
“Uy Fadime ben de size kurbanım. Ben de sizden vazgeçmem.” der. Bu sözü duyan
hanımlar Veli amcaya “Bire adı batası biz sana mı dedik?” deyince babam “Ne
fark eder. Ha o ateş, ha ben ateş.” der.
BEYİ NEREDE?
Cerit’li bir
vatandaşın hanımı rahatsızlanır.
Kahramanmaraş’a doktora götürür. Hastayı hastaneye yatırır.
Doktor “hastanın beyi nerde.?” der. Adam “Hocam bir bakayım.” deyip hastanede
bey arar bulamaz. Geri gelir “Hocam bey bir ilaç ismi mi?” der. Doktor “Adam
sen neden bahsedersin. Hanımın kocası kim?” der. “Öyle desene hocam benim
buyur.” der. Doktor adamın saf olduğunu anlar. Bu defa hemşire adama “Git
çarşıdan bir ördek getir.” der. Adam çarşıya çıkar. Esnaflara ördek sorar. Biri
“Bende var.” der. Ördeği alır, bir karton kutuya koyar, hastaneye getirir.
Hemşire adama “Hani ördek?” der. “Aha
getirdim.” deyip. Ördeği ortaya bırakır. Hemşire kızar. “Be adam ben senden
canlı ördek istemedim. Hastanın kullanacağı plastik ördek istedim.” der. Adam şaşırır.
Hemşireye “Sen ördek istedin, getirdim. Niye kızıyorsun?” der. Hemşire “Çabuk
eczaneye git. Hasta için ördek dersen verirler.” der. Adam, gider eczaneden
plastik ördeği alır getirir. “Hemşire hanım plastikten de ördek mi olurmuş?”
der. Adam hemşireye canlı ördeği de evine götür keste ye der.
BİR TREN ALIRIM:
Engizek’li
Dıraz lakaplı Duran emmi ile bir arkadaşı çalışmak için Kahramanmaraş’a
giderler. Birkaç gün çalışırlar. Kazandıkları üç beş kuruşu evlerinin
ihtiyacına harcarlar. Heybelerini omuzlarına atıp bir yük kamyonu ile Narlı’ya
gelirler. Ceplerinde para yok ki şoföre vereler. Narlı’dan trene kaçak
binerler. Söğütlü durağına gelene kadar tuvaletten çıkmazlar. Söğütlü’ye
gelince tuvaletten çıkarlar tirenden inecekleri zaman memur bunları yakalar.
Bilet sorar. “Biletimiz yok.” derler. Memur ikisini de tekmeleyerek trenden
indirir. “Sen indirmesen bile zaten biz inecektik.” der. Dıraz Duran memura
döner. “Bu acıyla bana bir tren aldırırsın.” der. Memur“Trene binmeye yol
paranız yok. Nasıl tren alacaksınız?” der. “Sen orayı karıştırma.” derler.
BÖREK YEDİĞİ GİBİ:
Memiş İğde
Kahramanmaraş’a çalışmaya gider. Çarşı pazar gezerken börek satan birine
rastlar. Börekçi “Börek ye, börek ye.” diye çağırır. Memiş emmi zaten aç börek
tezgâhına yaklaşır. Böreklerden yer. Karnın doyurur. “Hadi bana eyvallah.” der.
Börekçi “Böreklerin parasın ver de git.” der. Memiş emmi “Oğlum ne parası sen
ısrar ettin ben de yedim.” der. Börekçi polis çağırır. Polis gelir “Derdiniz
ne?” dediğinde börek satan adam “Efendim saymadım belki on tane böreğimi yedi.
Paramı vermeden gidiyor.” deyince, Memiş emmi polise “Bu adam yalan söylüyor.
Kendisi ye diye ısrar etti, ben de yedim.” der. “Neden parasın vermedin?”
deyince Memiş emmi “Oğul param yok, kendisi de bizim eve gelsin istediği kadar
börek yesin.” der. Polis “Sen nerelisin?” der.“Cerit’liyim” der. Polis “vay
börekçi emmi vay” der. Böreklerin parasını polis öder. Böylece Memiş emminin
lakabı da Börekçi olarak kalır.
CAMİDE
ÖLEN KARDEŞLER:
İlçemizin saygın
kişilerinden lakapları garip Mehmet Garip Veli, Bu kardeşlerin lakapları gibi
kendileri de gariban insanlardı. Kardeşlerin soy isimleri (KUTLU) Garip Mehmet
(1918 doğumlu idi) 08 02 1998 tarihinde kurban bayramının 2. günü Cuma namazını
kılmak için büyük pınarda abdestini alır Keziban hatun camisine girer üç adım
atar ileri gidemez oracıkta ruhu hakka teslim eder. Kardeşi Garip Veli
Köyümüzün ilk berberlerinden idi. Yıllarca berberliğine devam etti biraz yaşlanınca
sanatını oğullarına devretti. Garip Veli (1926 doğumlu idi) 30 Ocak 2010
tarihinde evinde abdestini alır akşam namazını kılmaya Hafızların camisine
gider. Caminin çardağında müezzinle karşılaşır oturup sohbet ederler vakit
geldiğinde müezzin ezan okumak için minareye çıkar. Garip veli camiye girer.
Kardeşi Garip Mehmet gibi içeri üç adım atar ileri gidemez oracıkta ruhu hakka
teslim eder. İkisinin de ölüm kaderleri aynıdır. İkisi de kutsal mekânlarda
ruhu sahibine teslim ederler. İkisine de Rabbim rahmet eylesin mekânları cennet
olsun.
CEHENNEM’E GİDERSİN:
Balaban emmi köy düğünlerinde teh çalar. Bir
hacı amca Balaban’a döner günah işliyorsun oğlum günah. Öldüğün zaman cehenneme
gidersin.” der. Balaban Cehenneme tek başıma mı giderim, yoksa bu toplulukla
beraber mi giderim?” der. Hacı amca “Evet, hepiniz beraber gidersiniz.” deyince
Balaban Hacı emmi “bu şenlik kimin eline geçer orada da böyle devam ederse, ben
o Cehenneme seve seve giderim.” der. Yaşlı Hacı emmi “Allah hayrını versin.
Devam et, devam et.” der.
CEP HASTALIĞI VAR:
Hanım bir gün
beyine “Romatizmalarım arttı, Ilıca’ya gidelim.” der. Bey “Benim de aklımda,
amma önce bir doktora danışmalıyız.” der. Mukallit adam doktora gitmez. Bir gün
sonra hanımına; “Doktor, bana sende cep hastalığı var. Ilıcaya gidemezsiniz?”
dedi der. Hanım şaşırır “Bey bu hastalık da nerden çıktı.” Der. Adam; “Ne
bileyim doktor dedi işte.” der. Hanım o gece uyuyamaz. Sabahleyin kalkar yakın
bir komşusuna gider. “Komşu benim beyde cep hastalığı varmış” deyince komşusu
“Nasıl olur paranız mı yok?” demiş. Hanım “Yok yok doktor cep hastalığı var.”
demiş. Komşusu “Sen deli misin? Cep hastalığı olur mu? Senin bey mukallit biri
paramız yok demiş. Sen yanlış anlamışsın.” der. Hanım eve gelir. “Bey şu cep
hastalığını bana anlat.” der. “Hanım sen
anlamıyor musun? Bende cep hastalığı varmış dedik ya” der ve güler. “Hanım sen
gerçekten safmışsın. Cep hastalığı parasızlıktır.” der. Parası olmayan ılıcaya
nasıl gitsin der.
--------------------------
No comments:
Post a Comment