Bölüm (10)
ŞAŞIYORLARDI:
Bir gün bir
vatandaş Maraş’a gider. Arabadan İner etrafa şöyle bir bakar. İnsanların kimi
aşağı kimi yukarı giderler. Vatandaş alacaklarını alır köye döner. Kendisi
hazır cevaplı bir insandır. Köye geldiğinde komşularından biri sorar “Maraş’ta
ne var ne yok” deyince “ne olsun Millet’te bir şaşkınlık.Bir telaş kimi aşağı
kimi yukarı gidiyordu göçeceklerdi galiba hazırlık yapıyorlardı” der.
TENEKE HASTALIĞI VAR:
Çağlayancerit’e yabancı bayan, erkek bohçacılar gelir giderler. Bir gün
cıncık boncuk satan iki bayan bir eve gelirler. Evin hanımına bir şeyler satmak isterler.
Hanım “İhtiyacım yok.” der, bir şey almaz. Hanımın boynunda on iki tane iki buçukluk
Büyük Cumhuriyet altınlarını görürler.“Bir rahatsızlığınız var mı?” diye
sorarlar. Hanım “Biraz rahatsızım.” der.“Sende teneke hastalığı var.” der.“Biz
bu hastalığı başınızdan def ederiz.” deyince hanım sevinir. “Evde boş teneke
var mı?” derler. Hanım “Var.” der. “O tenekeyi getir.” derler. Hanım gider
tenekeyi getirir. “Otur bakalım.” derler. “Önce şu altınları çıkar, bir mendile
sar, götür içeri koy gel.” derler. Hanım altınları içeri koyar gelir.
Diğer hanım
altınların nereye konduğunu takip eder. Öbürü, ev sahibi hanımın başına
tenekeyi geçirir. Tenekeyi sağından solundan tıngırdatırken diğeri içeri girer.
On iki tane büyük Cumhuriyet altınını konulduğu yerden alır. Bir iki daha
teneke tıngırdatılır. Altınlar sağlama alındığında teneke kafadan çıkarılır.
Hanıma “Bir saat yerinden kıpırdama burada otur derler.” Evden ayrılırlar.
Bohçacı bayanlar ileri sokakta bekleyen taksiye binerek uzaklaşırlar. Böylece
hanımın on iki tane büyük Cumhuriyet altınları da açıktan çalınmış olur. Lütfen
vatandaşlarımız uyanık olsunlar. Bu yöntemlerle çeşitli hırsızlıklar, soygunlar
Yapılmaktadır
TELEFON EDER:
Bir annenin
oğlu askere gider. Oğlu eve ne bir mektup ne de telefon eder. Anne oğlundan
mektup bekliyor. Annenin iki gözü akar çeşme. “Oğluma bir şey mi oldu? Neden
mektup salmıyor?” diye ağlar. Annenin bu feryadını gören damadı santrale gider
kayınvalidesine telefon eder. “Anne ben oğlun Ahmet, beni merak etme. Ben
rahatım.” deyince anne ağlamaya başlar. Damadı “Şimdi beni de ağlatacaksın.”
deyip telefonu kapatır. Bir müddet sonra oğlundan telefon gelir. Anne yine
“Oğlum nerelerdesin? Daha önce bizi aramıştın. Ondan sonra aramadın.” Der.
Oğlu, “Yok anne ben sizi ilk defa aradım.” der.Anne şaşırır. Birkaç gün sonra
damadı eve gelir. “Damadına dün Ahmet aradı, konuştuk. Daha önce arayan başkasıymış.”
deyince damadı “seni arayan ben idim. Hep ağlıyordun. Senin ağlamana
dayanamadım. Ahmet’in adına ben aradım.” der.
TEF SANMIŞ:
Gıco ile Kibar
Hasan bir gün komşularından birini ziyarete giderler. Oturup sohbet muhabbet
derken yemek saati gelir. Evin hanımı bir kaç yumurta pişirir. Bir tepside
kavurma ile sofraya getirir. Köyde elektrik yok, ev karanlıktır. Gıco
yumurtayı, Kibar kavurmayı yer. Yemekten sonra kalkıp giderler. Yumurtayı yiyen
Gıco. “Ben yumurtayı yedim, sende çürük tefi yedin.” deyince Kibar Hasan “Vay
ahmak vay! Sen öyle san benim yediğim kavurmaydı.” der. Gıco “Yapma ya ben onu
tef sanmıştım” der.
TUZ ATTIĞI GİBİ:
Zamanında
Oruçpınar’ı köyünde yaşayan mukallit bir insan olan İnce lakaplı biri vardı.
Çevre köylerde yapılan düğünlere davet edilir. Bir gün Çağlayancerit’te bir
düğüne gelir. Düğünde gereken oyunları oynar.Halk’ı güldürür coşturur. Akşam
olduğunda bir tanıdığın evine misafir olur. Evin hanımı pilav pişirmek için
ocağa bir tava su koyar. Pilavın tuzunu atar, Dışarı çıkar. Biraz sonra gelin
gelir. Bir avuç tuz da o atar. Bir birlerin tembih etmiş gibi iki dakika sonra
kız gelir bir avuç tuz da o atar. Bunları gören İnce “Bugün nasıl olsa aç
kaldık.” deyip Bir avuç tuz da kendi atar. Hanım gelir, kaynayan suya iki tepsi
bulgur koyar. Pilav pişer, ocaktan indirir.Hanım pilavı yağlar, sofraya
getirir.Bir lokma alan diğerinin gözüne bakar.İnce pilava hiç uzanmaz. Hanım
İnce’ye “Sen niye yemiyorsun?” der. İnce “Benim karnım tok.” der. Anlaşılır ki
pilav tuzundan yenmiyor. Hanım “Bu neyin nesi ben pilava bu kadar tuz atmadım.”
deyince ince duramaz “bir avuç tuz sen attın, bir avuç gelin attı, bir avuç
kızın, bir avuçta ben attım.” der.
TIKILATTIRRIM:
Kışın avaralık
günlerinde insanlar kahvehaneye pişti oynamaya giderler. Biz de dört arkadaş
pişti oynamak için gittik. İskambil kâğıtlarını karıştıran arkadaşım bana
“Kâğıdı kes.” dedi. Ben de muziplik olsun diye kesmedim. Masayı tıklattım.
Arkadaşım“şimdi sana tıkılattırrım yavaş.” dedi. Yine muziplik olsun diye “ben
senin arkadaşınım. Git başkasına tıklattır.” dedim. “Arkadaş ben öyle
dememiştim. Doğru sözümü tersine çektin. Senin alacağın olsun” dedi. Bu sözü
duyan kahvehane Halk’ı kahkaha atarak gülüştüler.
UĞURLU VE UĞURSUZ BAŞKAN:
Çağlayancerit
1986 yılında kasaba oldu. İlk belediye başkanlığını (Hasan Kekil) kazandı. O
sene durmadan depremler oldu. İkinci dönem Nazım Engizek kazandı. O sene yıl
kuraklık gitti. Baba Hasan Kekil fanatiği, oğlu Nazım Engizek fanatiği. Kendi
aralarında başkanlar hakkında uğurlu başkan uğursuz başkan eleştirisi yaparlar.
Baba “Nazım’ın rızkı dar, başkanlığı kazandı, sene kuraklık gitti.” Oğlu “Baba
Hasan Kekil kazandı, köyde depremler oldu. Evimizde yatamıyorduk.”Deyince
babası “Oğlum deprem Allah’ın işi.” Oğlu, “Baba Nazım’ın gününde yıl kuraklık
gitmişti o kimin işiydi?” der. Baba, ”Sen oraları
Karıştırma.” der.
YORULMUŞ:
Sokakta bir
cip harıl harıl çalışırken, yaşlı bir teyze bahçeden ineğine ot getirir. O
sokağa geldiğinde park etmiş bir cipe rastlar. Cipin sağına soluna bakar.“Vah
vah bu hayvanı yormuşlar. Açlıktan hır hır ediyor.” deyip elindeki otu cipin
önüne Koyar. Biraz bekler. Cip otu yemez. “Ye hayvan ye burnundan soluma ye.”
der. Orada bulunanlar “Teyze o ot yemez katır değil cip cip!” derler. “Her
neyse işte yorulmuş yazık yazık!” der. Bu saf teyzenin Hıltlar sülalesinden
olduğu söylenir.
---------------------------
No comments:
Post a Comment