VALİ MEHMET KEKİL KİMDİR?
01.01.1960 tarihinde Çağlayancerit’de doğdum. Nüfusa kız kardeşim Bahar ile
ikiz olarak 27.12.1966 tarihinde tescil edilmişim. Aslında kız kardeşimle ikiz
değilim. Anamın anlattığına göre gemler (Döven) sürülürken doğmuşum. Eskiden
gemler Eylül ve Ekim aylarında sürülürdü, Ekim 1960 yılında doğduğum halde
nüfusa 11.Kardeşin dördüncüsü olarak 01.01.1960 doğumlu orak kayıt edilmişim.
Babamın lakabına Vali Mustafa derlerdi. Bizler 11 kardeş olarak isimlerimizden
önce Vali lakabını babamızdan almışız. Herkes bizi Vali Ahmet, Vali Mehmet gibi
isimler eklenir gider.
Çocukluğum Çağlayancerit’te geçti. On yaşında İlkokula başladım. Babam beni
okutmayacaktı. Bana oğlum sende okuma, seni bir sanata vereceğim, sende
marangoz ol diyordu. Aslen Çağlayancerit’li olup, Kahramanmaraş’ta marangoz
atölyesi olan Feramuz BOGAZ’ın yanına meslek öğrenmeye vermeyi düşünüyordu. Ama
ben o yaşta en az bir İlkokulu okuyup okuma yazma öğrenmem gerektiği
şuurundaydım. İlkokullar açılmıştı, tahminim Aralık ayının sonlarıydı. Benden
büyük olan Ahmet ve Muharrem ağabeyim halan İstiklal mahallemizde Çağlayancerit
İlköğretim Okulu olarak hizmet veren okula gidiyorlardı. Bende herkes okula
gidiyor bu okulda ne ver ne yok diye merak ederek ağabeylerimin yanına gittim.
Şu an adını bile hatırlamadığım bir öğretmen okula vardığımda beni tutarak sen
okula gitmiyor musun diye sordu bende hayır ben okula gitmiyorum babam beni
okula göndermiyor diye cevap verdim. Niçin okula gitmiyorsun gel bakalım seni
okula yazdırayım diyerek beni ilkokula yazdırdı, ilkokula böyle başladım ve
1975 yılında bitirdim, Çağlayancerit’te ortaokul yok, ortaokulu okumak
için Kahramanmaraş’a gitmem gerekiyor. Babam benim seni okutacak maddi gücüm
yok oğlum diyor. Kara kara düşünüyorum. Okumak için bir çıkış yolu arıyorum.
1975 yılı sonbahar aylarıydı. Daha ilkokuldan diplomamı almamıştım.
Çağlayancerit’e ortaokul açıldığını duydum. Hemen Koştum babama, babamı ikna
edemedim. Yine aynı mazeret “oğlum benim seni okutacak maddi gücüm yok. Ben
seni okutamam” dedi. Nihayetinde ilkokuldan diplomamı alıp ortaokula kayıt
olmam için Mustafa amcamı buldum. Amcamı İlkokula götürerek diplomamı almasını
sağladım. Daha sonra ortaokula gittim. Benim okumamı benden daha çok isteyen
bana önderlik yapan Çağlayancerit’li öğretmen Yusuf ÖZKAN’ı (BAYKUŞ’u) buldum.
Bu öğretmenim İlkokul öğretmeni olmasına rağmen ortaokulda İngilizce derslerine
giriyordu. Hiç unutmadığım bir tarih 21 Aralık 1975 günü okulun yarıyıl
tatiline kısa bir süre kalmasına rağmen kendimi okula kabul ettirerek Yusuf
hocama kaydımı yaptırdım. Ben derslerin son yazılılarına girdim bir tek müzik
dersim zayıftı oda müzik dersi öğretmenim bir türkü söyle dedi söyleyemem
dedim. Kaç tane zayıfın var diye sordu bende gururlana, gururlana hiç zayıfım
yok öğretmenim diye cevap verdiğimde hiç zayıfı olmayan öğrenci olmaz diyerek
müzik dersimi 10 üzerinden karneme 4 düşürdü. Yusuf Baykuş öğretmenimiz, ondan
Allah razı olsun, bizlere derdi ki! Oğlum ayak yalın başı açık kravatsız ceketsiz
okula nasıl gelirseniz gelin, yeter ki okuyun kitap kalem elbise hiçbir şey
istemiyorum. Yeter ki okula gelin bu diplomayı alın mutlaka bir gün lazım olur
diyerek bizlere önderlik etmiştir.
Çünkü o şartlarda okul ihtiyaçlarını temin ederek okula gitmemiz mümkün
değildi. Ailede on bir kardeş olduğumuzdan tabii ki babam ancak bizleri aç ve
açıkta bırakmamak için mücadele ediyor. Maddi imkânlar kısıtlı. Ben üç yıl
ortaokulu takım elbisesiz, lastik ayakkabı ile İstiklal mahallesinde eski
sağlık ocağının ön kısmında okul olarak kullanılan Veli Demiröz’e ait evde altı
değirmen ve demirci dükkânı olan binada okudum bitirdim. Alt katta değirmen
çalıştığı zaman gürültüden ders işleyemezdik. Allah rahmet eylesin değirmenci
Yusuf Dokumacı’ya (Hürüyusuf) ricada bulunurduk teneffüse çıkana kadar
değirmeni çalıştırma derdik oda sağ olsun bizleri kırmazdı. Değirmeni
durdurduğunda derse balardık.
Ortaokulu bitirdim Kahramanmaraş’a liseyi okumaya gideceğim ama Kahramanmaraş’ı
bilmiyorum, Adana’ya çapa vurmaya pamuk toplamaya giderken ancak kamyonun
üstünde binili Maraş’ın kenarından geçtim gittim. Yine Ortaokuldan okul
arkadaşım olan Ramazan ŞAHİN ile Yusuf Özkan öğretmenimize müracaat ettik.
Öğretmenim biz okuyacağız bizlere yardım eder misiniz beni babam liseyi okumaya
göndermiyor dedim. O da, oğlum yarın ben
Maraş’a
gidiyorum, sizi Maraş’ta Kurtuluş garajında bekliyorum. Gelin ben sizi liseye
yazdırırım dedi. Sabah arkadaşla kalktım babamdan habersiz Cerit otobüsüne
binerek Kahramanmaraş’a gittim. Yusuf Özkan öğretmenimiz geldi ikimizi de
Çağlayancerit’te önceleri öğretmenlik yapan ve o tarihte Kahramanmaraş’ta Halk
Eğitim Müdürü olan İbrahim Arı’ya gönderdi. O tarihte Halk Eğitim Müdürlüğü
Kahramanmaraş kalesinde bir küçük binadaydı. İbrahim Arı hocam da her ikimizi
Kahramanmaraş Ticaret Meslek Lisesi müdür yardımcısı olan Halil Yinanç hocama
yönlendirdi. İbrahim Arı hocam bizlerin velisi olarak okul kaydımızı yaptırdı.
Şu an Mehmet Akif Kültür merkezinin olduğu civarda eski adı şeker dere denilen
yerde üzeri toprakla örtülü ağaçlı bir evde kiracı olarak kaldık. Çok zor
şartlarda üç yıl liseyi okudum. Lise hayatımda hiç unutmadığım bir hatıramı
anlatmadan geçemeyeceğim. Lise ikinci sınıftayım. Yarıyıl tatiline geleceğim.
Kışın ortası Çağlayancerit’in yolları kardan kapalı, Kahramanmaraş’tan trene
binerek akşam saatleri söğütlü durağına geldim. Buradan da yürüyerek Bozlar’a
geldim. Hiç kimseyi tanımıyorum. Burada bir evde misafir kalayım diye düşünüyorum
ama beni misafir alın demekten utanıyorum. Nihayet Çağlayancerit ‘e doğru yol
almak zorunda kaldım. Yollar en az 2,5-3 metre kar.
Yoldan Cerit’e ulaşmam mümkün değil. Aksu dere yatağına suyun içinden akşam
ezanı vakti yola düştüm. Ayağımda yazlık bir spor ayakkabısı var. Ailemin
Kışlık elbise ve ayakkabı alacak maddi imkânı yok. Suyun içinden yürüyerek
Akdere obasında ikamet eden Eşe halamın evine yarı baygın halde ulaştım. O gün
burada kaldım rahmetli halam beni ısıttı yemeğimi yedirdi ağırladı sabahleyin
de Cerit’e geldim. Liseyi bitirdim iki yıl sonra askere gittim. Askerlik
görevimi yaptıktan sonra 1985 yılında evlendim. Artık memur olmak için hayata
atılmak için mücadele etmeye başladım. Çağlayancerit 1 Haziran 1986 tarihinde
kasaba oldu ve 31.12.1986 tarihinde belediye ye muhasip olarak devlet memurluğu
görevine başladım. İlk belediye Başkanımız Hasan Kekil’di. Yaklaşık 2,5 yıl İlk
belediye başkanımız Hasan Kekil ile beraber çalıştım. Mart 1989 yılı mahalli
idareler seçimleri ile Belediye Başkanı Ahmet Nazım Engizek oldu. Yaklaşık 8
ayda Nazım Engizek ile muhasip olarak çalıştım.
27.11.1989 tarihinde kurumlar arası nakil ile Çağlayancerit Nüfus Müdürlüğüne
memur olarak geçiş yaptım. Çağlayancerit Nüfus Müdürlüğünde 10.11.2004 tarihine
kadar memur bu tarihten sonrada Nüfus Müdürü olarak atandım hala bu görevi
yapmaktayım. Devlet memuru olmama rağmen memuriyetime bir zül getirmeden,
hiçbir kişiye ideolojisinden dolayı art niyet taşımadan 1986 yılından beri
Çağlayancerit’te eş dost ile birlikte mahalli olarak Çağlayancerit’tin siyasi
havasını ister istemez takip ediyorum. Yaklaşık otuz yıldır devlet memuru
olarak tüm insanlığa hizmet için koşturuyorum ve koşturmaya da devam edeceğim.
Çağlayancerit’in siyasi atmosferini anlatmama gerek duymuyorum. Mahalli olarak
1986 yılından beri Hasan Kekil – Nazım Engizek siyaseti vardı. Tabi ki bunlar
yerel siyaset, o günden günümüze kadar hatıraları anlatsam bir roman olur. Bu
dönemde yaşayan kadın erkek herkes bu siyasi havadan nasibini almıştır. Şu an
iki kişi bir araya gelse hemen o günleri hatırlar ve başlar Hasan Kekil - Nazım
Engizek’i anlatmaya. Tabi ki yaşanmış olaylar acısıyla tatlısıyla çok güzel
hatıralar bırakmıştır. İlk memuriyetim belediye olunca, ister istemez yerel
siyasetten nasibini almış kişilerden biriyim. Herhalde bununda etkisi var ki,
2014 yılı mahalli idareler seçimlerinde kendi ilçem olan Çağlayancerit’e
belediye başkanı aday adayı oldum. Ama nasip değilmiş.
Çağlayancerit’te yaşadığım sürece bu yarıştan hiçbir zaman kopmadım. Belediye
başkanı aday adayı, belediye başkanı adayı veya belediye başkanı olmam şart
değil. Mademki ben bu topraklar da doğdum bu topraklarda yaşıyorum, her zaman
bir nefer olarak da olsa, yaşadığım sürece mahalli olarak da olsa bu oluşumun
içerisinde olmam gerektiğini düşünüyorum. Necip Fazıl’ın dediği gibi “ Renkleri
ince ince ne anlatırsın köre, konuşun insanlarla akıllarına göre” felsefesinden
hareket ederek her insanın mutlaka hangi konu olursa olsun fikrini alırım, o
konuda doğrular ne ise o yönde tavsiyelerde bulunurum. İnsanları mutlu etmek
için dertlerini sıkıntılarını hiç usanmadan bıkmadan sabırla dinlerim. Benim
yaşam tarzım “Yaratılanı severim Yaratandan ötürü” düsturudur. ----------------------------
Vali Mehmet Kekil
No comments:
Post a Comment