Bölüm (5)
HAMDİ İLE SALMAN’IN HİKÂYESİ
(1)
Hamdi ile
Hanifi Salman ikilisi bir birlerini çok severlerdi. Hamdi, Hanifi Salman’a
misafir olur. Salman anlatmaya başlar. “Geçen hafta kar yağmıştı, ava gittim.
Topal Ali’de Cırık sürüsüne rastladım. İçinde on saçma bulunan tüfeğimi
cırıklara doğrultup sıktım. On tane Cırık, iki tane de serçe vurdum.” der.Bunun
yalan olduğunu anlayan Hamdi kendi kendine “Dur şuna bir yalan da ben söyleyim”
der. Şimdi Hamdi anlatmaya başlar. “Bende geçenler de Engizeğe odun etmeye
gittim. Bir kamalak yıktım. Kırk katır yükü odunu çıktı.” Deyince Salman
“Arkadaş bir kamalak’tan hiç kırk yük odun çıkar mı?” der. Hamdi
hemen Salman’a karşılık verir. “Sen on saçmayla on cırık iki de serçe
vurursunda, ben bir kamalak’tan kırk yük odun etmişim çok mu?” der. Hanifi
Salman tekrar söz alarak “Arkadaşım cırığın bir kaçıyla beraber serçeleri
önceden vurmuşlar. Orada unutmuşlar gitmişler ben de varıp aldım der.”
HAMDİ İLE SALMAN’IN HİKÂYESİ
(2)
Hanifi Salman
ile Hamdi samimi arkadaşlar bir gün ava giderler. Akşama kadar avlanırlar. Bir
tavşan vururlar. Tavşanı alıp yaylada oturan bir eve misafir olurlar. Evin
hanımına bacı bir tavşan vurduk akşama içli köfte yap da yiyelim derler. Hanım
akşama köfteyi yapar. Köfte sofraya gelir Hanifi Salman tuh “Keşke köftenin
yanı sıra tarhana da ıslasaydın. Hamdi köfte yemez” deyince kadın; “Daha önce
söylesen başka Yemek hazırlardım.” der. “Yok, yok sen bir tepsi tarhana getir.”
der. Tarhana gelir Hamdi utanır. Ne tarhanadan, ne köfteden bir lokma bile
yemez, aç yatar. Sabahleyin erkenden kalkarlar, kahvaltılarını yapıp evden
çıkarlar evden uzaklaşınca Hamdi Salman’a silahını doğrultur. “Hamdi sana ne
ulan benim köfte yemediğim. Ellerini kaldır seni vuracağım.” der. Hanifi Salman
yalvarmaya başlar. “Yapma Hamdi ben şaka yapmıştım. Sende gerçek anladın
yemedin” der. Salman korkudan titriyor. Hamdi “bir daha böyle gevezelikler
yapmayacağına yemin et bakalım” Der. Salman yemin üstüne yemin eder böylece işi
tatlıya bağlayıp barışırlar.
HALIM YOK:
Komşu
hastalanır. Diğer komşular ziyaretine gelirler. Hasta komşu soranlara “Halım
yok, halım yok.” der. Komşulardan biri bir halı alır, hasta komşusuna götürür.
Halıyı gören hasta “Komşu bu ne?” der. “Bilmedin mi halı, halı.” der. Komşu
“Niye zahmet ettin” deyip, “Kızım şu halıyı içeri götür.” der. Hasta “Komşu ben
halı istememiştim. Hastayım, halım yok demiştim. Yanlış anlamışsın. Zaten
halımızda yoktu getirmişsin sağ ol.” der Komşu “Ne yapalım her geldiğimizde
halım yok, halım yok deyip duruyordun.” der. Bende halı getirdim o zaman
gülegüle kullan der.
HAYVAN YORULMUŞ
Rahmetli anam anlatırdı.1940'larda Çağlayancerit’in yolu yokmuş o tarihlerde dereye yukarı bir Cip gelir muhtarın evinin önünde durur. Cerit’te Hıltlar sülalesinden 90 yaşının üzerinde saf ve temiz kalpli Zeynep isimli yaşlı bir teyze varmış, Bu teyzemiz durmadan o yaşında bağda bahçede çalışırmış. Akşamüstü bahçeden eve gelirken ineği için bir kucak ot yolmuş köye geldiğinde muhtarın evinin önünde harıl, harıl çalışan bir Cip’e rastlar. "Vay hayvan vay seni çok mu yordular der" Kucağındaki oto cip’in önüne atar bekler cip otu yemez. Bir komşu gelir Zeynep teyze o ot yemez der. Vicdansızlar hayvanı çok yormuşlar yer mi der. Biraz bekledikten sonra otu cip'in önünden alır evine gider.
Rahmetli anam anlatırdı.1940'larda Çağlayancerit’in yolu yokmuş o tarihlerde dereye yukarı bir Cip gelir muhtarın evinin önünde durur. Cerit’te Hıltlar sülalesinden 90 yaşının üzerinde saf ve temiz kalpli Zeynep isimli yaşlı bir teyze varmış, Bu teyzemiz durmadan o yaşında bağda bahçede çalışırmış. Akşamüstü bahçeden eve gelirken ineği için bir kucak ot yolmuş köye geldiğinde muhtarın evinin önünde harıl, harıl çalışan bir Cip’e rastlar. "Vay hayvan vay seni çok mu yordular der" Kucağındaki oto cip’in önüne atar bekler cip otu yemez. Bir komşu gelir Zeynep teyze o ot yemez der. Vicdansızlar hayvanı çok yormuşlar yer mi der. Biraz bekledikten sonra otu cip'in önünden alır evine gider.
İKİ YAŞ BENDEN BÜYÜK:
Çocuklarını
nüfusa düşürmek için Aksu obasından bir vatandaş Maraş’a gider nüfus
müdürlüğüne varır. Memurlardan biri “Buyur amca.” der. Saf ve temiz insan
“Çocuklarımı nüfusa yazdıracağım.” der. Memur “Kaç çocuğunuz var?” deyince
“Yedi sekiz tane var.” der. Memur tekrar sorar “Çocuklarının sayısını
bilmiyorsun, bari isimlerini say.” der. Yaşlı amcamız yine düşünür. Bir kaçının
ismini söyler diğerlerini unutur. Memur “en büyük çocuğun kaç yaşında?” der.
“Çocuklarımın en büyüğü kızım. O da benden iki yaş büyük.” der. Memur “Amca sen
bizimle dalga mı geçiyorsun?” deyince “Doğru söylüyorum. Oğlum inanmıyorsan
bizim eve gidek. Kızım mı büyük ben mi büyükmüşüm gözlerinle görün” der.
İNANMIYORUM:
Birkaç kişi
akşamüstü bir hocanın evine misafir olurlar. İçlerinde namı değer bir hoca
efendi varmış Hocanın yaptıklarını eleştirenler olur. İçlerinden biri
hocaya,“Hocam sizin marifetlerinize inananlar var fakat ben kesinlikle
inanmıyorum.” der. Hoca “İnanmayabilirsin ben yaptıklarıma inan
demiyorum. Ben inandıklarımı yaparım.” der. Sohbet devam ederken gece yarısı
olur herkes evine gider. Hocaya inanmayan kişi o gece rüyasında hocanın
kendisine eziyet ettiğini, görür. Sıkıntı içerisinde uykudan uyanır. Hanımı
“Bey ne oluyor. Sen böyle değildin.” der. “Sorma hanım gözlerimi yumdum hoca
peşimde bana öyle eziyetler verdi ki anlatamam.” der.Tekrar uyumaya çalışır.
Uyuyamaz elbisesini giyer, gece gidip hocanın kapısını çalar. Hoca dışarı
çıkar. “Hocam ne olur, Allah aşkına beni rahat bırak uyuyayım. Bana eziyet
etme. Sana inandım.” der. Hoca “Ben bir şey yapmadım sen korkmuşsun git oku
üfür yat” der. Adam eve gelir yatar, uykuya dalıverir. Adam bir daha değil
hocaya inanmamak, hocanın lafının olduğu yerden bile kaçar.
İKİSİ DE ÇIKSA YERİM:
Abuzer amca
mukallit biri. Esprileriyle herkesi güldürür köy Halk’ı tarafından sayılan
sevilen muhterem bir insandır. Abuzer amca domatesi, acı biberi, üzümü çok
severmiş. Fakat gözlerinden rahatsızmış. Oğlunun birine bir gün “Beni doktora
götür” der. Oğlu babasını alır doktora gider. Oğlu espri olsun diye doktora
gizlice “Babama domates, acı biber, üzüm yemeyeceksin de.” der. Doktor muayene
ederken “Amca senin gözlerin berbat olmuş. Acı biber, domates, üzüm
yemeyeceksin.” deyince. Abuzer amca “Ney ney! Hele bir daha söyle.” der. Doktor
aynı kelimeleri tekrarlar. Abuzer amca “Doktor oğlum sen ne diyorsun. Gözümün
ikisi de çıksa gene yerim.” der.
İKİMİZ DE KAZIK YEDİK:
Çok eski
yıllarda Ceritli iki akraba Kahramanmaraş’a hamallık yapmaya giderler. Akşama
kadar günleri sırtlarıyla yük Taşımakla geçer, acıkırlar. Her gün çorba içerken
hele bu günde Lokantaya gidelim derler. O tarihlerde lokantalarda en pahalı
yemek yüz elli kuruşmuş. Hamallar birer tabak pilav, birer tabak fasulye sulusu
Yerler. Sıra gelir hesaba, dört kap yemekaltı yüz kuruş eder. Hamallar şaşırır.
Bir haftalık kazançları bile o kadar yok. Lokantacıya “cebimizde olanı verelim
kalan borcumuzu Sonra öderiz.” derler. Lokantacı kabul eder. Ceplerindekini
verip dışarı çıkarlar biri diğerine sorar. “Yahu biz ne yedik ki bu kadar para
tuttu?” der. “Diğeri ikişer kap yemek yedik.” der. Diğeri “Yok yok ikimiz de
iyi bir kazık yedik keşke gide de çorba içeydik.” der.
KABAĞI KOYUN SANMIŞ:
Ceritli bir
vatandaş kaçak yoldan, Almanya’ya gitmek ister. Şebeke vatandaşı gece
Edirne’nin bir köyünün yakınına getirir. “Yunanistan’a yaklaştık.” deyip
gecenin karanlığında ıssız bir yere indirilir. “Şu istikameti takip et.
Sabahleyin buluşuruz.” derler. Vatandaş gecenin karanlığında bir yer bilmez.
Verilen istikameti takip eder. Karanlıkta sessizce koyun sürüsü sanarak bal
kabağı tarlasına girer. Bu sırada yağmur yağıyor. Koyunlarda ses yok, adam
çobana seslenir kimse yok.Koyun sandığı kabağın birine usulca dokunur. Meğerse
girdiği koyun sürüsü değil, bal kabağı tarlasıymış. Dört taraf bembeyaz, her
kabak gözüne bir koyun görünür. Tarladan çıkar. Elbisesi ıslanır, yürümeye
devam eder. Uzaktan bir ışık görür. “Galiba Yunanistan’ın bir köyüne geldim.”
Der. Yunanlılarla iletişim kuramayacağını düşünürken köyde bir cami
görür.“Allah Allah demek Yunanistan’da da namaz kılanlar varmış.” deyip caminin
bekçisi ile karşılaşır. “Bekçi dur sen kimsin nerelisin?” der. Adam şaşırır.”Bu
adam Türkçe biliyor. Anlaşırız.” deyip “Ceritliyim” der. Bekçi adamı camiye
koymaz. Bekçiye “Kardeş burası nere?” der. Bekçi “Edirne” der. Adam şaşırır.
“Dolandırıldık desene deyip bir kenarda sabahın olmasını bekler. Sabah olunca
şöyle bir etrafa bakar “Vay be!” der. Cebinde parası da yok Vatandaş aç kalır.
Oğlunu arayarak dolandırıldım Almanya’ya gidemedim ben Edirne’deyim gel beni
götür der.
---------------------------
No comments:
Post a Comment