Bölüm (6)
KALKTA SALMA:
İki genç
zamanı gelir evlenir. Kocası çok kıskançmış hanımını evden dışarı çıkartmazmış
anasına babasına bile göndermezmiş. Bu kıskançlık evlilik boyu devam
etmiş.Yaşları ilerler. Artık 70 80 yaşlarına gelir. Hanım bir gün beyine “Sen
neden bu kadar kıskançsın.Yeter artık Allah’tan Kork benim neyimi
kıskanıyorsun” der. Kocası “seni çok
sevdiğim için kıskanıyorum ne var bunda” der. Hanım kocasına “Benden evvel ölürsen sana yapacağımı ben
biliyorum.” der. Kocası “Ne yapacaksın hanım?” der. Hanım “O benim bileceğim
iş” der. Gün gelir Kocası ölür. Kadın Mezarlığa ziyarete gider. Duasını okur
ayaklarını yere döver “anamgile gidiyorum kalkta salma bakalım” der.
KALKTA TOPLATMA:
Yaşlı bir
adamın üzüm bağının etrafında badem ağaçları varmış. İki tane genç çocuk
aralarında, ‘’Gidelim falanın bademlerinden Çağla toplayalım.’’ demişler. Bağ
sahibi devamlı bademlerini bekliyormuş. Çocuklar varır doğrudan ağaçlara
tırmanır çağla toplamaya başlarlar. O arada yaşlı adam gizlice gelir, çocukları
ağacın başında yakalar. Onları aşağı indirip iyice döver. Çocuklar ağlayarak
evlerine giderler. Yaşlı adamın vadesi yakınmış. Bir hafta sonra ölür. Daha
cenazesi kalkmadan çocuklar gider adamın bademlerinden birer poşet çağla
toplarlar. ‘’Kalk da toplatma!’’ sene derler.
KIRMIDIN GÖLÜ:
Öğretmen
sınıfta bir öğrencisini tahtaya kaldırır. Öğrenciye “Türkiye’nin en büyük gölü
hangisi?” der. Öğrenci hiç tereddüt etmeden “Kırmıdın gölü öğretmenim” der.
Sınıftakiler kahkahayla gülerler. Öğrenci “Ne gülüyorsunuz gidin bakın Kırmıdın
Gölü ne kadar büyükmüş siz de görün.” der.
KAZANCIMIZ
BEREKETLİYDİ
Zamanında
köylü tarlasında bağında bahçesinde çalışır yorulduğunu bilmezdi. Vatandaş
devlete göz dikmezdi çalışır rızkını kendisi temin ederdi. Her sabah somun için
bakkala koşmazdı. Şimdiki gibi kahvaltı sofralarında bin bir çeşit yiyecek
bulunmazdı. Anneler sabahları saç üzerinde darı ekmeği eder çökelekle pekmez
şerbetiyle kahvaltı edilirdi. İnsanlar ne hasta olurdu ne doktor bilirdi. Köylü
yılda iki defa kamyon üzerinde Adana’ya çapaya ve pamuğa gider üç beş kuruş
kazanır evlerinin yıllık ihtiyacını görürdü. Şimdiki gibi günde beş defa
bakkala gitmezdi ayda yılda bir defa ya uğrar ya uğramazdı. Aldığı yemek tuzu
çamaşır sabun olurdu başka bir şey alamazdı. Buğdayı, Arpayı, Nohudu, Mercimeği
tarlasına kendisi ekerdi pirinç için çeltiğe giderdi.
Yıllık yakacak
kış odununu dağdan merkeplerle katırlarla getirirdi. Araba motor olmazdı. Şimdi
herkesin kapısında taksisi dolmuşu traktörü kamyonu var yinede acım diyor. Aza
kanaat yok, şükürde ortadan kalktı. Şimdi millet rahatlığa alıştı. Yaşlısı,
genci, hastası, malulü, dulu, yetimi, öksüzü birçokları devlete gözünü dikmiş
çalışıp kazanma yok devlet versin biz yiyelim diyor. Bazıları da devleti buna
mecbur tutuyor bana bakmak zorunda diyor. Yok, böyle bir şey, adam Pazarcığa
gidebilecek cebinde parası olduğu halde.
15 Tele için
kaymakamlığa başvuruyor. Araştırsanız arsası tarlası cevizi var katları var
yinede devlete göz dikiyorlar Allah sonumuzu hayır eylesin. Aslında millet
perişan değil herkesin kendini idare edecek kadar yiyeceği parası vardır.
Zamanında komşunun yapılacak bir işimi var menfaat gözetmeden herkes yardıma
koşardı. Şimdi komşusuna selam verse komşusundan para bekler hale geldi. İkinci
bir konu bu zamanda töremizi geleneğimizi göreneğimizi yitirdik. Büyüğe küçüğe
saygı sevgi kalmadı. Komşuluklar kalmadı komşu komşusunun açığını arar oldu.
Gerçekten biz niye böyle olduk? Adam sensen isen bende benim diyor. Rabbim
sonumuzu hayır eylesin.
KIŞA GETİRSEYDİ:
Daşo dedenin
tükenmez hikâyelerinden biri daha. Mevsimlerden Temmuz. Ekinlerin hasat zamanı,
havalar sıcak. Ramazan ayı yaz mevsimine rastlar. Daşo dedemiz çocuklarıyla,
tarlaya ekin biçmeye gider. Evden çıkarken cebine yiyecek bir şeyler alır.
Buğday biçmeye başlarlar. Çocuklar oruç tutuyor. Kendisi oruçlu görünse de
haliyle yaşlıdır. Oruç tutamaz, acıkır. “Çocuklar, ben biraz yoruldum. Gidip şu
ağacın altında dinleneyim.” der. Cebine aldığı yiyeceklerden yemeye başlar.
Babaları gecikince çocuklardan biri; “Babam gelmedi. Acaba uyudu mu şuna bir
bakıyım.” deyip babasının yanına gider. Babası cebindekileri yiyor çocuk,
babasının yanına varır “baba sen orucu yiyorsun” Deyince baba hemen cevabı
yapıştırır: “Oğlum bunu bana söyleyeceğine Cerit’e git de İsmail Efendi’ye
söyle Temmuz’un sıcağında oruç tutulmaz. Kendisine oruç gerekse orucu kışa
getireydi?” der.
KITLAMA İÇERİM:
Muhterem Tatar
Hoca bir eve misafir olur. Yemeğini yer. Çay içmeyecek miyiz der. Çay demlenir
sofraya gelir. Hoca bir bardak çaya iki şeker atar, karıştırır bir yudum alır.
Peşinden iki şeker daha atar. Yine karıştırır bir yudum daha alır. İki
şeker daha derken üç şeker daha atar. Ev sahibi “Hocam sen nasıl çay içiyorsun?
Bir bardak çaya dokuz şeker attın. Ciğerini yakmıyor mu?” dediğinde hoca,
“oğlum ben çayı kıtlama içerim kıtlama.” der. “Benim ciğerim yanmıyor amma
şekerler gittikçe senin yüreğin yanıyor” galiba der.
KİBAR İLE GICONUN HİKÂYESİ:
Ceritli kibar
Hasan ile Gıco bir eve misafir olurlar. Evin bebeği durmadan ağlıyormuş. Gıco
evin hanımına “Şu çocuğunu sustur. Yoksa ben de ağlarım.” der. Hanım “Bebeği
Susturamadım. Bir de sen başıma bela olma kalkın şuradan der.” Bu söz üzerine
Gıco ağlamaya başlar. Çocuk sesini keser, Gıco’yu dinler. Kibar Hasan, “Gıco’ya
sana ne oldu sus.” dese de Gıco yalandan ağlamaya devam eder. Kibar “Niye
ağlıyorsun altını mı ıslattın?” deyince. Gıco “Pekmez canım istiyor.” der.Ev
sahibi hanım bir tepsi pekmez getirir. “Al da zıkkımlan.” der. Pekmez gelir bir
tepsi de. “Yoğurt istiyorum.” der. Yoğurtta gelir. Gıco pekmezi yoğurdu yer.
“Doymadım” deyip bir daha ister. Bir tepsi pekmez, bir tepsi yoğurt daha gelir.
Gıco “Ben böyle yemem. Yoğurdu pekmeze katın.” der. Yoğurdu pekmeze katarlar.
Gıco bu sefer “Pekmezden yoğurdu seçin yoksa yemem.” der. Kibar Hasan “Yoğurt
pekmezden seçilmez. Yiyorsan ye yoksa ben yiyeceğim.” der. Gıco “Olmaz
seçeceksiniz.” der. Kibar Hasan pekmezi, yoğurdu, alır Gıco’nun başından aşağı
döker. “İşte şimdi yoğurdu pekmezden seçtik.” der.
KİM OLSA O OKUR:
Okuma yazması
olmayan Ceritli Ahmet amca,
Kahvehanede vakit geçirirken masadaki gazete gözüne ilişir.
Gazeteyi alır tersinden bakar. Bunu gören bir Vatandaş “Ahmet amca sen gazeteyi
tersinden mi okuyorsun? Öyle gazete okunmaz.” der.Ahmet amca pişkin bir şekilde
“Doğrusuna kim olsa okur. Maksat benim gibi tersinden okusunlar.” der.
KOMUTANIYIN ADI NE?
Bir sabah
komutan alayda mıntıka temizliği yapan
Askerlerden birini yanına çağırır. Tesadüf mü bilinmez.
Komutanın çağırdığı asker Cerit’lidir. Cerit’li asker Komutanın karşısına
dikilir. Komutan, askere “Tümen komutan’ıyın
adı ne?” der. Asker “Bilmiyorum” der. “Sen nasıl askersin? Komutan’ıyın adını
bilmezsin.”der ve askeri azarlar. “Hadi git” der. Asker iki adım atar geri
döner. Komutan, “Ne var?” der. Asker “Komutanım bizim köyün muhtarının adı ne?”
der. Komutan, “Ben sizin köyün muhtarının adın ne bileyim.” deyince adam,
“Komutanım ben sizin tümen komutanınızın adını nerden bileyim?” der.
--------------------------
No comments:
Post a Comment