Bölüm (7)
KÖYE GİDİYORUM:
Çağlayancerit
otuz dört yıl önce Kahramanmaraş’ın ve Türkiye’nin en büyük köylerinden
biriydi. 1986 yılında kasaba, 1987 yılında ilçe oldu amma köy kelimesi bir
türlü hafızamızdan silinmedi. Vatandaşımız, bir yerden bir yere giderken başka
bir Vatandaşla karşılaştığın da “Nerden gelip nereye gidiyorsunuz?” dediğinde
“Köyden geliyorum.” veya “Köye gidiyorum.” diyor. Aradan otuz dört yıl
geçmesine rağmen bu kelime hafızamızdan kazınmadı. Ben vatandaşın “Köye gidiyorum
veya köyden geliyorum.” cevabını haklı buluyorum. Ne yazık ki yıllardır ilçeyi
yönetenler bir türlü köylükten kurtaramadılar.
KUYRUK SALLAMADIN:
Engizekli komik
bir vatandaş. Bir Cuma günü Cerit’e gelir. Pınar başında bir arkadaşıyla karşılaşır.
Hoş beşten sonra “Arkadaşım beni tanımadın galiba.?” der.Arkadaşı, “Ne demek
seni tanımaz mıyım?” deyince adam “Peki, tanıdın da neden bana kuyruk
sallamadın?” der. Arkadaşı yazıklar olsun sana efendi ben İtmiyim ki sana
kuyruk sallayım der ve bir daha konuşmazlar.
MASADA
NE VAR?
İlk defa
bilgisayar alan biri bilgisayarı öğrenmeye çalışır. Bir gün bilgisayarda bir
sorunla karşılaşır. Arkadaşına telefon eder “benim bilgisayarın ekranı karıştı”
der. Arkadaşı “masada ne var?” der. “Bir kolonya bir de çiçek var” der.
Arkadaşı “Bilgisayar masasında değil bilgisayarın ekranında ne var” der. “Ha!
Öyle desene” deyip ekranda olan birkaç dosya adını söyler ve böylece
Bilgisayarda masanın ne olduğunu da öğrenmiş olur.
MARAŞ’A
GİDERLERDİ:
Babam senede
bir defa alış veriş için yürüyerek Kahramanmaraş a giderdi. Gidip gelmesi iki
gün sürerdi. Bize elbiselik için bir top karalı alaca siyah bir bez, birkaç
kilo Mercimek pirinç getirirdi. Babamın getirdiği karalı alacadan anam ayağımızın
ucuna kadar uzun bir fistan dikerdi. Belimize de keçi kılından yapılmış
kuşak bağlardı. Atleti bilmezdik. Beyaz bezden birer tane köynek diker fistanın
altından Onu giyerdik. Söylemesi ayıp popumuzda külotumuz olmazdı. Şimdi yazlık
kışlık elbiseler var.O zaman bizlerin yazlık kışlık diye elbisemiz yoktu. Yazın
da kışın da bir tek fistanımız bir tane de şayağımız olurdu. Anam elbiselerimiz
kirlendikçe yıkar ateşin kenarında kurutur tekrar sırtımıza giydirirdi. Evlerde
su olmadığı için anam elbiselerimizi Keziban Hatun camisinin yanındaki Büyük
Pınar’ın yanındaki çevirmeye götürür orada yiykardı. Bizi teşt denen büyük
leğende çimdirirdi. Teştten çıktığımızda üzerimize bir bez veya çarşaf örter
ateşin başında elbiselerimizin kurumasını beklerdik.
MERCİMEK YOLDURUR:
Aksu mahallesinden Muhterem lakabıyla Tatar
Hoca, adı Ahmet soyadı Tepebaşı’nın rahmetli dedesi Çok âlim bir hoca imiş,
Tatar Hoca dini derslerini dedesinden almış. Dedesi cinleri emrine alır her
dediğini yaptırırmış. Hoca bir dönümlük tarlasına mercimek eker. Mercimeğin
yolunma zamanı gelir, ırgat bulamaz. Cinlere yoldurmaya karar verir. Cinleri
yanına çağırır. “Falan tarlada bir dönüm mercimeğim var. Irgat bulamadım, gidin
bu mercimeği yolun.” der. Cinler hocanın sözüne “Tamam!” derler. Hoca “Yalnız
dikkat edin. Yetişmemiş göy olan yerleri yolmayın.” der. Cinler hocaya “tamam”
deyip yanından ayrılır. Cinler o gece mercimeğin tümünü yolarlar. Mercimeği tarlanın ortasına harman ederler. Cinlerden
birisi hocaya gelerek“Mercimeğinizi yolduk.” Hoca cinlere teşekkür eder.
Sabahleyin mercimek tarlasına gider. Hoca ne görsün tarla birden yolunmuş. Bunu
gören hoca kızar. Acele cinleri yanına çağırır.“Neden mercimeğin göylerini de
yoldunuz. Emeğimi mahvettiniz.” deyince cinler hocaya “Gece yolduğumuz için
karanlıkta fark edemedik.” derler.
Hocadan özür
dilerler. Sevgili okurlar Bu olaya birçoğunuz inanmayabilirsiniz. Fakat bu olay
gerçekten Aksu’da yaşanmış bir olaydır. Anlattığım bu muhterem hocamızın dedesi
öyle sıradan bir hoca değilmiş.
MERKEP ELİNİ ISIRMIŞ:
Köylünün biri
merkebinin yularından çekerek bahçeye otlatmaya götürür. Yolda giderken merkep
aniden sahibinin elini ısırır. Eli kopma derecesine gelir. Adam bağırır. Merkebe
bir tane vurur. Merkep elini bırakır, eli kanar. Koşarak sağlık ocağına gider
“Eşek elimi ısırdı.” der. Sağlıkçılar yarayı pansuman edip. Adama tatanoz aşısı yaparak. Sağlıkçılar eve
gelirler. Merkep evin önünde bağlıdır. Merkebi muayene ederler. Kuduz olmadığı
ortaya çıkar.“Sen yinede bir hafta bize gelip merkebin durumu hakkında ilgili
bilgi vereceksin.” derler. Adam “Tamam!” der. Sağlıkçılar gider, merkebe sopayı
çeker. “Sağlıkçılar sana önem verdiği kadar bana önem vermediler.” deyip
merkebi iyi bir döver. Merkep anırsa da dinlemez merkebe döner “Ben seni aç
koymadım, susuz bırakmadım. Bu elimi niye ısırdın.” der. Merkebi ikinci kez
döver. Birkaç gün merkebe ne yem nede su verir. Merkebe derki adamların
geldiklerinde beni şikâyet edersen seni defalarca döver seni öldürürüm der.
MESES KESİYORUM:
Bir çiftçi
tarlasında çift sürerken mesesi kırılır. Çiftçinin kulakları duymazmış. Meses
kesmek için tarlanın kenarında bulunan iğdeden meseslik keserken. Oradan geçen
bir yolcu çiftçiye selam verir. Çiftçi, yolcuya “Meses kesiyorum meses.” der.
Yolcu tekrar dönüşünde çiftçiye kolay gelsin der. Çiftçi “Kısa olursa bir daha
keserim der. Yolcu çiftçinin iyi duymadığını anlar. “Hadi bana eyvallah. Kolay gelsin” der.
Meses: çift sürerken öküzlere vurmaya yarayan çiftçinin el sopasıdır.
MİSAFİR
BULDUĞUN YER:
Kara Ömer
hanımına “Cano ile şurada kırk yıllık komşuyuz. Bir gün bizi davet etmedi. Bari
biz kendilerini davet edelim.” der. Cano’ya çocuk gönderirler. Çocuk “Cano emmi
akşam bize davetlisiniz.” der. Komşu daveti kabul eder. Kara Ömer hanımına
“Misafire ne yemeği hazırlayacaksın?” deyince Hanım ‘Tarhana ıslarım yesinler.”
der. Komşu akşam hanımıyla beraber gelirler. Hoşbeşten sonra sofraya ıslanmış
tarhana getirilir. Cano hanımına, hanım Cano’ya bakar. Birer lokma alıp
çekilirler. “Yiyin komşu yiyin.” deyince “Cano tarhana bizim evde de var.
Komşumuz kırk yılda bir bizi davet ettiğine göre bir tavuk kesmiştir.” Dedik
der. Kara Ömer “Komşu kırk yılda bir defa siz de bizi davet edeydiniz de bir
bardak su vereydiniz?” der. “Bize gelen misafir umduğunu değil, bulduğunu yer.”
der.
--------------------------
No comments:
Post a Comment