XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX BETÜL TUNÇ HALİL BERKER GEZ OĞLAN MUSTAFA SAĞLAM BEKİR SİVRİ FAZLI YILDIZLI EŞE GÜMBÜRDEK TESLİME MALKOÇ BADDAL SÜLEYMAN AHMET YAŞAR AYŞE TUĞÇE AYŞE GÜLER AYŞE ÜNAL A.RANDE TOLA ÖMER BİRİNCİ K.MEHMET GÖKER BÖRKLÜ KADİR YUSUF ATAŞ VELİ ATAŞ FATMA ATAŞ AHMET ATAŞ AYŞE ATAŞ MEHMET ATAŞ ECO ATAŞ FADİME ATAŞ AHMET ALTUN ÜMMÜ ALTUN ZEYNEP KEKİL BERDUŞ MEHMET YAKAR DİŞÇİ İBRAHİM MEMİŞ AHMET PADİŞAH PADİŞAH MEHMET ŞAZİYE KIZIL GIRMIT HACI YAŞAR FATİH BOZDERE CEMAL HOPUR BAYRAM DÖNMEZ MERYEM GÜNEŞ HACI KAYAR ELİF ÜSTEL MEHMET KURT AYŞE GÖK MILLA HATİCE PİRO YETER MUSTAFA ZORKUN HACER İNAN MISTIK BERKER ÇAPAR İBİŞ FATMA BOĞAZ HANİFİ BAHAR HATUN MUSTAFA MUSTAFA ENES TESLİME GÖK MÜDÜR FAKAZ MEHMET SAKALLI UMMAHANI ŞAHAN KALENDER KARATAŞ KELHACI CUMA AHMET KAYA KURT ALİ ALTUN FIRINCI İBRAHİM YUSUF KAYA MERYEM GÜLER HÜRÜ İĞDE MUSTAFA BERKER HASAN ÇETİNKAYA Ahmet Rende ALPER KARABIYIK F.DOĞANPINAR MEHMET DİLİK TESLİME YURTAL KAVAL HÜSEYİN MISTIK KUMRU K.HASAN VE EŞİ K.HACI VE EŞİ K.MEHMET VE EŞİ ALİ ASKER AYŞE ASKER ELİF ÇOLAK METİN NURHAK BIYIKLI VELİ BIYIKLI HÜSEYİN MEHMET İĞDE SURDAN ŞERİF BAYKUŞ ALİ ÖZTÜRK TESLİME ÖZTÜRK ÇOBAN YUSUF ÇOBAN HACI ÇOBAN GÜCCÜK ÇOBAN KAZIM GÜLLÜ İBRAHİM SALMAN ÇELEBİ AHMET ÖCAL PENDİR HACIYUSUF PENDİR ŞERİF İBRAHİM YALÇIN MEHMET YALÇIN FADİME YALÇIN HACI YALÇIN PENDİR ÇÜRÜK FADİME YALÇIN PENDİR MEHMET MEHMET YALÇIN ALİ YALÇIN TATAR DURMUŞ TATAR ELİF TATAR AHMET EŞEFATMA GÜNEŞ ŞABAN GÜNEŞ ASHABİL KEKİL İSMAİL KIZILSEKİ M.ONARAN GÜCCÜK AHMET YUNUS IBRIK HATİCE KEKEÇ HANİFİ MEHMET HÜSNE ÇAKIL EŞEFATMA BABUÇÇU M.ALİ DİLİK EŞEFATMA NUR ALİRZA VE EDESİ DURMUŞ BALABAN HASAN BALABAN KÜRDALİ MISTIK ÇİÇEY HAMZA AVAN ARİF VALİ AHMET SALMAN MISIR SELATTİN KEKİL ÇAVIŞ MEHMET ÇAVIŞ CENNET ALİ ONARAN Halil ONARAN FATIK ONARAN AHMET ONARAN CENNET ONARAN FATMA ONARAN SIHIYA MISTIK BAHAR ONARAN DURDU ONARAN MEHMET ONARAN MUHARREM ONARAN YAŞAR ONARAN Ramazan Onaran Vırıt Veli Onaran Usta Ali Onaran K.MUSTAFA YEŞİL ŞERİF YEŞİL HASAN YEŞİL SALMAN YEŞİL BAHAR YEŞİL MEHMET YEŞİL ELİF YEŞİL AHMET DİNLER HACI DİNLER İBRAHİM DİNLER MUSTAFA DİNLER AHMET DİNLER AHMET DİNLER ŞERİF DİNLER EŞE DİNLER RAMAZAN ŞİŞMAN MEHMET KURT HATİCE KURT AHMET KURT HAÇÇE KURT YUSUF KURT EŞEFATMA KURT YUSUF KURT HÜSNE KURT NADİR KURT FATMA KURT VIRIT YUSUF ÖMER DİNER BEKİR YUSUF BEKİR CENNET TESLİME DİNLER GÜCCÜK M. EŞİ NALBANT ELİF NALBANT MEHMET NALBANT AHMET NALBANT HACI NALBANT HASAN NALBANT ALİ NALBANT NAHİDE ÇÖKELİK EMMİ ÇÖKELİK EŞİ ÇÖKELİK HASAN ÇÖKELİK İBO ÇÖKELİK RAMAZAN ELİF GÖKTAŞ AYNIŞA VELİ SIHIYA ALİ DEVRİŞ OSMAN M.KELEBEK ESE CUMA KAZAKÇI HASAN TOKO HASAN TOKO ALİ DEMİRCİ SÜLEYMAN DEMİRCİ HAVA VELİ DEMİRÖZ ZEYNEP DEMİRÖZ ABDULLAH DEMİRÖZ ZAHLA MUSTAFA KAMBER ALİ ŞEREF ŞİŞMAN HÜSEYİN ŞİŞMAN GÜCCÜK MISTIK GÜCCÜK MISTIĞIN EŞİ KELOSMAN TATLICI MUSA MEHMET TUNÇ ŞEREF TUNÇ İBRAHİM TUNÇ MUSTAFA TUNÇ EŞEMEN TUNÇ AYŞE TUNÇ CUMA TUNÇ NAZMİ VE KEMAL HOCA HASAN ŞERİF HATUN İBRAHİM BAHÇE MEHMET BAHÇE FADİME BAHÇE İMAM HASAN ZEYNEP TÜKEL MUSTAFA TÜKEL SIDDIK TÜKEL FARUK TÜKEL ŞERİF TÜKEL ZEHİYE TÜKEL HANIM TÜKEL HALİME HATUN BOYACI ÖMER ELİF AÇIKGÖZ ALİ AÇIKGÖZ PAŞA OSMAN PAŞA HÜSEYİN PAŞA ALİ KIRKLI MUSA KARACA ABDULLAH KARACA MUSA BIYIKLI MEHMET GÖYMISTIK VELİ MILLA HALİL MILLA MEHMET BERBER VELİ CIRIK ALİ PULUS FAKAZ DENA MOLLA TOHOL İBRAHİM DEMİRCİ FATMA CİNNİ VELİ YUSUF DUYMAZ GÜLSÜM MEHMET GÜLSÜM HAVA GÜLSÜM ŞEREF GÜLSÜM FATMA KOKO HÜRÜ İBİK SALMAN İBİK GÜLLÜ İBİK İBRAHİM İBİK HATİCE İBİK MEHMET İBİK ALİ VELİ GÜLER İbiş GÜLER (Paşa) AHMET GÜLER GÜLSÜM GÜLER YUSUF GÜLER EMİNE GÜLER Ali GÜLER Elif GÜLER MEHMET GÜLER VELİ GÜLER AYŞE GÜLER İSMAİL GÜLER K.HASAN MEHMET KARAHASAN AŞIK PÜRÇÜKLÜ ALİ PÜRÇÜKLÜ ALİ HAKLI YUSUF ONAY HATİCE ONAY ŞAKİR MERYEM TEKEL ALOCA HACI AHMET KUŞ HATİCE KUŞ APIL MEMİŞ APIL MEHMET SOLAK MISTIK Ali Tekel MEHMET TEKEL YUSUF TEKEL Veli Tekel Hatice Tekel çete mehmet Mehmet KISA Tola Ali Kısa Köküş Ahmet Kaval Kır Tütüncü Eşe Möhürder Ali Möhürder Hüsne Mısto Hüseyin Ömer Çirkin ALİ TATLI SOFU TATLI SÜLEYMAN TATLI İBİŞ KEKLİCEK ÖZBEK MEHMET ÖZBEK ELİF ÖZBEK TOPAL ÖZBEK EŞE CAFAR MUSA CAFAR ALİ CAFAR ALİ VIRIT (HELETE) HACIYUSUF KEKİL FATMA KEKİL MÜDÜR SALMAN MEHMET ENGİZEK EMİNE ENGİZEK ŞERİF ENGİZEK HAYRULLAH ENGİZEK FATİH BOZDER> ABİZER HOCA H.YUSUF NURHAK KLLİ ALİ KİLLİ ALİNİN EŞİ ŞOFÖR YUSUF YUSUF KELLE KAZAKCI YUSUF KAZAKCI Y.EŞİ YUSUF KIZILSEKİ KARA MEMİŞ YUSUF GÜNEŞ AHMET KELLECİ ÜMMÜHAN KELLECİ MUSTAFA KELLECİ KALENDER KELLECİ MERYEM KELLECİ ALİ KELLECİ İLYAS KELLECİ HACI KARASU ZEYNEP KARASU HALİL KARASU ALİ KARASU KALENDER ÖMER CENNET KARASU SAMO GADDER ÇATKAFA SÜLEYMAN YELO KOCA YELO FAKAZ GÜCCÜK MAHMUT HACI HASAN DAŞO TOLA YAVSI MUSTAFA ENTARİ DEDE HÜRÜ DURAN HALİL BULURHATİCE DEMİRÖZ SEMERCİ DURDU GAZİ HASAN VE EŞİ HASAN YILDIZLI VELİ YILDIZLI HALİL YILDIZLI Ali Damar Ayşe Damar Yusuf Damar Mehmet Damar Medine Damar Elif Damar Oruç Sarıaltun Balaban Mehmet Elmas Mercik OsmanAli ELMAS Adem Kök Zekiye Uzun Elif Kekil Edanur Kurt Eyup Dolgun Pınar Babuççu Mehmet Zorkun Fatma Kumru Ayşe Dilik Hortlu Hacı Kasım Zorkun Ali Yorulmaz Osman Yorulmaz Hortoğlu Hüseyin ÖMER ALİ ÖMER MEHMET ÖMER MEHMET Gizir Ali Hasan Karagöz Filik Dede Cüngülü Osman Hacı Ömer Boğaz Abdullah Boğaz Mehmet Boğaz M. Ali Boğaz AHMET BOĞAZ FERAMİZ BOĞAZ Çoğrolu Mehmet ONBAŞI İBRAHİM ONBAŞI ELİF ONBAŞI HASAN ONBAŞI HATİCE ONBAŞI AYŞE BESER MUSTAFA HACCALI MEMMET RECEP HASAN RECEP MEHMET VAKKAS KOZAK FATK KOZAK TOPLUM - 01 TOPLUM- 02 TOLUM - 03 TOPLUM - 04 TOLUM - 05 TOPLUM - 06 TOPLUM - 07 TOPLUM - 08 TOPLUM - 09 TOPLUM - 10 TOPLUM - 11 TOPLUM - 12 TOPLUM- 13 TOPLUM - 14 TOPLUM -15 TOPLUM 16 PADİŞAH VE HÜSEYİN YAKUP KARA SAZCIMISTIK VE HALİL GAHVECİ VE HASAN ATEŞ VE SARI GARİP MEMMET EŞİ M.KEKİL VE EŞİ GÖZEL VE EŞİ DURMUŞ VE ANASI VELİ VE OSMAN ATEŞ VE YUSUF APIL VE ALİ GÜLER YAGUP TESLİME EŞİK YUSUF EŞİMallagocun Eşi Halil GÜLER Honu Dede BOZALİ KOCA BEKİR BERKER ALİ BERKER ŞERİF BERKER DURMUŞ BERKER CUMA BERKER BAHAR BERKER FATMA BERKER DURMUŞ BERKER VELİ BERKER ZÖHRE BERKER ÖMER BERKER RAHİME BERKER HÜSEYİN BERKER SÜLEYMAN BERKER SULTAN BERKER PAKİZE BERKER HATİCE BERKER MUSTAFA BERKER EMİNE BERKER ŞERİF BERKER MEHMET BERKER HAFIZ DOĞANPINAR YUSUF DOĞANPINAR HATİCE DOĞANPINAR ZEKERİYE DOĞANPINAR GOCA DOĞANPINAR HATİCE DOĞANPINAR AHMET DOĞANPINAR HASAN DOĞANPINAR ABDULLAH KEKİL M. DOĞANPINAR İBRAHİM ARAS FATMA ARAS VELİ ARAS MEHMET ARAS OSMAN ARAS CENNET ARAS FATMA ARAS ELİF ARAS VELİÇAVIŞ MEMET VELİÇAVIŞ MEYREM VELİÇAVIŞ KOCA VELİÇAVIŞ AHMET VELİÇAVIŞ HALİL VELİÇAVIŞ MUSTAFA VELİÇAVIŞ MEMİŞ

Manşet Haber

Showing posts with label Serdar Bey Yazdı. Show all posts
Showing posts with label Serdar Bey Yazdı. Show all posts

Thursday, October 29, 2015

Serdar Bey Yazdı

                    BİYOĞRAFİ

Bir hüznün ve yoksulluğun Şairi Âşık Ali Ataş
--------------------------------------
“Âşığın yürekte çoktur tasası,
Tasa âşıkların Anayasa’sı,
Hep âşıklar böyle düşmüş gurbete,
Elinde ya bir saz, ya bir asası.”
--------------------------------------
   İçinde doğup büyüdüğüm, suyunu içip sokaklarında adımladığım memleketim Maraş, kahraman olduğu kadar da içli, duygulu insanların memleketidir aynı zamanda. Neşe ve sevinçlerini olduğu kadar keder ve üzüntülerini de dile getirir onlar. Kimi bunları ak kâğıda nakış gibi işlerken kimi de sazının telleri ile haykırır dosta ve düşmana karşı…
Biri şairdir bir diğeri âşık veya yüzyılların deyimi ile ozan.
    Baba yurdum Çağlayancerit’in sesi ve nefesi Âşık Ali Ataş ise hem şairdir hem de ozan. O okuma yazmayı öğrendiği günlerden itibaren başlar yazmaya. Cerit’i, Ceritliyi, yokluğu, yoksulluğu, Çukurova’yı, pamuğu anlatır. Sonra bunları seslendirir sazının tellerinde…
   En az memleketim kadar çile doludur. Yine de merhum babam Topuz Hasan’a oranla şanslıdır. İki yıl gecikmeli de olsa bir kafa kâğıdı vardır en azından. Ülkemin en büyük köyü olan Çağlayancerit’te 11 Temmuz 1946’da anası ekin biçerken tarlada dünyaya getirmiştir o çile insanını.
   Yıllar önce köklerimi araştırmak, Cerit Türkmenlerinin tarihini ve Çağlayancerit’in öyküsünü kaleme almak için yaptığım çalışmalar esnasında tanımıştım kendisini. Aslında çocukluk yıllarımdan da az kıt hatırlıyordum.
   O yıllarda masa başında radyo ve televizyon tamiri yaparken görmüşlüğüm vardı. Çünkü Maraş’taki öğrencilik yıllarımda sık olmasa da Çağlayancerit’e gider, ağabeylerim Köşker Yusuf ve Mehmet Yakar’ın yanında soluğu alırdım.
   Yüzlerce yıllık kültür değerlerini yaşatmaya çalışan Ceritli şehre uzak olmanın da verdiği olumsuzlukla zamanın çok çok gerisinde kalmış kocaman bir köydü o yıllarda. Ulaşım tek bir otobüsle, bazan kamyonla olurdu. Köşker Yusuf Yakar Ağabeyimin kamyonunun kasasında da çok yolculuk yapmıştım. Bozlar kısığını geçip Cerit’e girdiğinde sanki eski zamanlara yolculuk yapmış gibi oluyordu insan.
İşte bu yoksulluğu ve sahipsizliği Ali şu şekilde dile getirmiştir. Şair ve ozan Âşık Ali Ataş:
-------------------------------------
“Sahipsiz kalmıştır kimsesi yoktur,
Gariptir yaşlısı toyu Cerid’in.
Arazisi dağdır nüfusu çoktur,
Kayalardan akarsuyu Cerid’in.
-------------------------------------
Fakirliği destan olmuş dillere,
Dağılmıştır bayırlara çöllere,
Teslim olmuş beceriksiz ellere,
Tükenmez ağası beyi Cerid’in.”
--------------------------------------
   İnsan bazan karşılıklı pek görüşmese de gönülden gönüle giden bir sevgiyi seziyor ve karşılık veriyor. Âşık Ali Ataş’a karşı da öylesine bir sevgi ve saygı idi hissettiklerim.
   Peki, uzaktan sevip saydığım Âşık Ali Ataş kimdi?
Bir dağ köyünde (pardon sonradan ilçe oldu) kendi adına internet sitesi kurup tüm bir dünyaya ses veren bu insanı merak etmemek mümkün değildi. Sayın valimiz M.Niyazi Tanılır’ın isteği üzerine 2009 yılında Yaşar Alparslan hocam ile birlikte kaleme aldığımız “Maraş Meşhurları” kitabında Âşık Ali Ataş’ın biyografisine isteyerek yer verdik.
    Vali Bey şair ve yazarlarımızdan eser yayınlamamış olanları kitaba koymayalım demişti ama Âşık Ali Ataş’ı bu eserin dışında tutmak da olmazdı. Çünkü o şair olduğu kadar da ozandı… “Maraş Meşhurları”na ozan olarak girdi ama Web sitesinde yayınladığı şiirler eserler dolduracak denli hacimliydi.
   İlk eserini yayınlamaya karar verdiğinde görüşmelerimiz sıklaşmış ve onu daha yakından tanımaya başlamıştım.
Sıcak bir Temmuz ayında 1946 da doğmuş olmasına rağmen nüfusa kaydı 8 Şubat 1948 olarak geçmişti. Dedim ya rahmetli babama göre şanslıydı. Babam kendi ismini kayda geçirtemeyip ölen ağabeyinin ismini ömrü boyunca taşımak zorunda kalırken Âşık Ali’nin bir buçuk yıllık bir gecikme ile de olsa nüfusa kaydı yapılmıştı.
   O yıllarda bir dağ köyünde okul ne arar. Ama yine de Ataş Ali şanslıdır, okul biçimine sokulan ahşap bir evde ilkokula başlar. Yıl 1956’dır. O yıllarda Devlet Demir Yollarında işçi olarak çalışan babam çavuşluk sınavına girer. 2 ila 3’ü toplayabilse çavuş olacaktır ama okuma yazması olmadığı için çavuş olamaz. İşçi olarak 1970’de emekli olur.
   Ataş Ali ahşap evde başlayan ilkokul eğitimini devam ettirirken bir taraftan da köyün imamı Hasan Basri Tükel hocadan dini dersler alır. Bu ara köye de iki derslikli bir okul yaptırılmıştır. Ataş Ali’nin yüreğine düşen köz de bu yıllarda kıvılcımlanır. Kaleme aldığı şiirler acı ve hüzün doludur. Görüp şahidi olduğu tüm acıları dile getirir defterinde. Hicvin yanı sıra, aşk, sevda, taşlama, kınama, beddua, övgü ve ağıt da mısralarında yer alır. Onca yokluğa ve hüzne rağmen bölücü fikirlere pirim vermez. Ne var ki yılların birikimi bu defteri 1967’de bir yolculuk sırasında kaybedecektir.
   Yazmaya olduğu kadar okumaya da heveslidir. Eline geçen her şeyi okumak ister. Köy yerinde hele hele o yıllarda insanın eline ne geçer ki? Köy köy gezip çerçilik yapan Darendeli tüccarlar Çağlayancerit’e de gelir, tezgâhlarını açarlar. İncik boncuk, kab kacak ne varsa seriverirler orta yere. İlginçtir bu sergide tükenmez kitaplar da vardır. Büyük ihtimalle de Hz Ali cenk kitaplarıdır. Veya Ferhat ile Şirin, Leyla ile Mecnun gibi aşk kitapları. Ataş Ali hayranlıkla kitaplara bakarken köyün şakacı mukallitlerinden biri olan Salman emmi Ali’ye hitaben “bana baba de sana istediğin kitapları alayım” der. Ali düşünmeden Salman emmiye “baba” der ve kitapları kapar. Eve gelir babası evdedir. Kitapları nerden aldığını sorar Salman emmiye baba dedim o aldı deyince babası hiddetlenir, kitapları yırtıp ateşe attığı gibi Ali’yi de bir güzel döver.
   O aralar Hacı dayısı imdadına yetişir. Dayısından Karacaoğlan, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin ve Şah İsmail gibi kitapları alır okur. Elinde bu kitapları gören babası “bu kez kime baba dedin” türü imalı sözlerine Hacı dayı cevap vererek Ali’yi olası bir dayaktan korur.
   Hemşerisi Abdurrahim Karakoç’un “Hasan’a Mektuplar”ı en etkilendiği kitap olur. Bu kitap Ataş Ali’ye ilham kaynağı olmuştur. Aynı zamanda uzun yıllar sürecek bir dostluğun da kaynağı olacaktır. Ataş Ali ve Abdurrahim Karakoç arasındaki mektuplaşma ve şiirli atışmalar bir müddet devam eder. “Ben şimdiki çocuklar kadar şanslı bir çocuk değildim” diyen Ataş Ali tenekeden bir saz yaparak iki hafta gibi kısa bir zamanda saz çalmayı öğrenir. Gerçi o diğer oyuncaklarını da hep kendisi yapmış, hazır bir oyuncakla oynamamıştır.
    Babasının buyurduğu işlerden fırsat buldukça saz çalar. Ve ilk sazını da harçlıklarını biriktirerek o yıllarda alır.
Saz Türk’ün binlerce yıllık kültürünün vazgeçilmezi olmakla birlikte zaman zaman günah olduğuna dair söylentiler de ortalarda dolaşır durur. Hatta Cerit’te bu fikir cehaletle biraz daha abartılır ve saz çalanların Cennet yüzü görmeyeceği, Cehennemde yanacağı dillendirilir.
   Komşulardan Ali’nin saz çaldığını öğrenen baba, evladını “Cehennem ateşi”nden korumak için olsa gerek Ali’nin sazını kırıp atar. Bu olay Ali’yi oldukça etkiler. Dünyası başına yıkılmış, büyük bir yalnızlığın içine düşmüştür. Kendini dağlara vurur. Zaten köyde o tarihte yol da yoktur, araba da. O dağ senin bu dağ benim derken saatler süren bir kaçışın ardından Gölbaşı-Pazarcık yoluna ulaşır. Bir yük kamyonuna atladığı gibi de Maraş’ı bulur.
   Şehir hayatı zorluklarla doludur ama o zorluklar aynı zamanda insanı pişirir de. Parasız pulsuz şehre inen Ataş Ali Sarayaltında Hüseyin’in hanına yerleşir. Hamallık yapar, inşaatlarda çalışır, ayakkabı boyar. Seyyar satıcılık, fotoğrafçılık vs gibi birçok işte çalışır. Şehri biraz tanıdıktan sonra destan türü yazdığı şiirleri matbaada bastırarak on kuruştan satmaya başlar. Eli biraz para görünce bir de saz alıp çalıp söyler. Şehir şehir gezmeler başlar sonra. Âşıklarla yaptığı atışmalar ona “Âşık” unvanını kazandırır. O artık Âşık Ataş Ali’dir.
   Bu gezmelerin birinde, hem de Maraş’ta, ismini çok duyduğu ama tanışmadığı Abdulvahap Kocaman’la karşılaşır. Boynuna astığı teypten kendi şiirlerini okuyup kaset satan Kocaman’ın Temmuz sıcağına rağmen başında sarıklı keçe, sırtında aba, ayağında şalvar ve kıl çorap, ayaklarında ham çarık vardır. Bu ilginç görünümlü adama şiirle sorular soran Âşık Ali Ataş aynı şekilde şiirle cevap alınca şaşırır. Adını öğrenince de eline yapışır.
   O tanışmada Abdulvahap Kocaman Ataş Ali’ye bir kasetini hediye eder ve o kaset yıllar yılı Ataş Ali’de muhafaza edilmektedir.
   Sazını sırtına vurup kasaba kasaba tüm bir Anadolu’yu gezen Âşık Ali Ataş tekrar Maraş’a döndüğü 1968 yılında anasından bir çağrı haberi alır. Ana’dır bu ne de olsa, kırılır mı hiç? Babasına olan kırgınlığını bir tarafa bırakıp anasının çağrısına uyarak köyüne döner. “Eğer babam sazımı kırmasaydı köyümden ayrılıp gurbete gitmezdim, hayatın zorluklarını, çilelerini bilmezdim” diyen Ataş Ali belki şiir de yazamazdım. bBabasından gördüğü baskıları bu gün bile rüyasında hâlâ görüyor olsa da bugününü ona borçlu olduğunu bilmektedir. “Maalesef babama olan evlatlık borcumu ödeyemedim” demektedir.
   1968 yılı Ataş Ali için bereketli geçer. Köyüne kavuşmuş, anasını sevindirmiş, babası ile kırgınlıklar bir tarafa itilmiş, evlenmiş ve de askere dahi gitmiştir. Askerde subay gazinosunun arananı olur. Şiirlerini yazmaya ve bulunduğu ilin mahalli gazetelerinde yayınlamaya devam eder.
   Asker dönüşü tüm bir Çağlayancerit halkı gibi Çukurova’ya pamuğa gider. Tarla sular, çapa vurur. Sürekliliği olmayan bu işler onu tatmin etmez, bir meslek edinmeyi kafasına koyar. Elektronik kitaplar alarak kısa bir zamanda radyo tamir etmeyi öğrenir. Köyde elektrik olmadığı için lehim işlerini gazocağında demir ısıtarak yapar. İşini o kadar ilerletir ki tamir bir tarafa sıfırdan radyo dahi yapmaya başlar.
   Genel bir verici kurarak tüm Cerit halkına yayın yapar. Yaptığı işin kanunlarca suç olduğunu bilmemektedir. Bir şikâyet üzerine vericisi susturulur, iki yıl süren bir yargılama sonucu on beş ay mahkûmiyet ile para cezası alırsa da tecil edilir.
Teknolojinin ilerlemesi ona yeni kapılar açar. (http://www.atasali.com/) ve (http://atasali.blogspot.com.tr/) sayfalarından sesini tüm dünyaya duyurur. Şiirlerini önce web sitesinde yayınlar.
    Ardından 2011’de ilk kitabı “Çağlayancerit”i yayınlar. Ukde Yayınları arasında yayınlanan 144 sayfalık bu eser ilgi görür. Hemen bir yıl sonrasında 2012’de ikinci kitap “Anlatamadım” yayınlanır. 208 sayfalık “İnanmadılar” şairin üçüncü kitabı olarak 2014’de yayınlanır. “Dinlemediler” dördüncü kitap 224 sayfa olarak 2015 Kasım ayında yayınlanır. Âşık Ali bu kadar şiir yazmakla kalmayıp köyünüde unutmamıştır.  “Çağlayancerit Köyü” isimli kitabı (000) sayfa olarak yola çıkmış durumda. Çağlayancerit’in gözü, kulağı, dili olan bu büyük Ozanımızı kutluyor, evlatları ve torunları ile birlikte tüm ailesine mutlu yıllar diliyorum.
---------------------------------------

                                  Serdar YAKAR / Araştırmacı Yazar